Hukuk Felsefesi 2. Hafta Dersi Okuma Parçaları

Cevap aranacak sorular: 1) Hukuk matematiğe benzer mi? Evetse nasıl? 2) Hukukçunun analitik düşünmesi ne demektir? 3) Hukukta objektiflik / kesinlik / belirlilik mümkün müdür? Evetse, nasıl (ne ölçüde?) 4) Bu kavramlar / değerler önemli midir? Neden?

1) 9. Bölüm Hukuki Formalizmin

2) John Austin Analitik Hukuki Pozitivizm

3) Hukuki Pozitivizm / Selahattin Keyman makalelerinin okunması zorunlu, diğerleri seçimliktir.

Zorunlu makalelerden ulaşacağınız sentez niteliğindeki (MAKALE ÖZETİ DEĞİL) refleksiyon paragraflarınızı aşağıda yer alan “yorum yap / bir cevap yazın” kısmından 8 Mart Çarşamba günü saat 18:00’e kadar gönderebilirsiniz. Çarşamba günü saat 18:00, her iki grupta yer alanlar için geçerlidir.

“Hukuk Felsefesi 2. Hafta Dersi Okuma Parçaları” için 33 yorum

  1. Hukuk ve matematik arasında görünmeyen bir ayrım çizgisi vardır. Ancak bu çizgi, biz hukukçulardan da kalın olduğu için zaman zaman kavrayamamaktayız. Matematik, fen bilimlerinin bir dilidir, hukukta sosyal ilişkilerin bir dilidir. Nasıl ki matematik kuralları, formülleri varsa aynısı hukukta da mevcuttur. X olayı Y şeklinde gerçekleşirse sonuç Z olacaktır kuralı her iki disiplin içinde geçerlidir. Ancak hukukta bu durum, matematikte olduğu kadar net ve kısa olmayıp tam tersine karışıktır, komplikedir. O yüzdendir ki hukukta bir birliğin, netliğin ve tamamlanmanın sağlanamaması. Hukuk ve matematik, birçok yönden benzerdir, her iki disiplinde de genel kavramlara karşı güvensizlik vardır ve bu şekilde kendi kendini geliştirmeye açıktır. Ancak bir o kadar da farklıdır.
    Hukukçu her şeyden önce analitik düşünmek zorundadır. Hukuki olayı anlamak için parça parça görmek ve analiz etmek hukukçu için kaçınılmazdır aksi taktirde hata da kaçınılmazdır. Hukukçunun analitik düşünmesi demek “A olayında B bunu yapmış, C şeklinde sonuçlanır” demek değildir. Zira hukukta bir formül olmakla beraber her somut olay kendi içinde farklılaşma özelliğine de sahiptir. Hukukçu önce alanına hakim olduktan sonra doğru soruları sorabilmeli, analiz edebilmeli ve akabinde analitik bir şekilde sorunun çözümüne ulaşmaya çalışmalıdır. Hukukçunun görevi sadece hukukun ne olduğunu açıklamak olmayıp aynı zamanda bunu yorumlamaktır.
    Hukukta objektiflik, kesinlik ve belirlilik mümkündür ya da degildir gibi net bir cevap verilemez. Konuya nereden bakıldığına göre hukuk kendi içinde bunları hem sağlar hem de sağlamaz aslında. A toplumunun hukuk anlayışı ile B toplumunun hukuk anlayışı hukukun genel yaşantılarından çıkması ve insanların yaşantısını da büyük ölçüde din, coğrafya ve devamında örf-adet oluşturmaktayken ve her insanın kişisel görüşlerinin de olmasını göz önünde bulundurursak hukukta bu kavramlara ulaşmak oldukça zor olacaktır. Objektiflik, kesinlik ve belirlilik yoktur demek de zordur. Çünkü hukuk kendi içinde bir disiplindir ve bu kavramlar olmadan disiplin olmasına imkan yoktu. Hukukun yaratılmasında önemli bir rol oynayan irade, kendisine özgü bağımsız bir varlığa sahip değildir. Hukukun yaratılması bakımından irade, bir amaçla bağlantı içindedir. Bu amaç her toplumda farklılaşabilmekle beraber özünde aynı şeyi amaçlamaktadır. Bu kavramalara tamamen ulaşılamazsa da yaklaşılabilir. Bu yaklaşma sonucu hukuk daha temiz ve güvenilir hale gelecektir. Bu kavramları yok saymak hukuk için yapılacak en kötü şey olacaktır. Bu kavram ve değerlerin önderliğinde hukuka gelişim kattıkça önce hukukun kendisi, sonra sosyolojik yapı değişebilecek ve gelişebilecektir.

  2. Hukuki pozitivizm adlı makale
    Hukuki pozitivistler doğal hukukçulara karşı olarak ortaya çıkmışlardır. İnceleme alanları sadece müspet olan yürürlükte bulunan hukuktur. Olması gereken hukukla ilgilenmezler devlet tekelini esas almışlardır. Tabii hukukçuların aksine değer kavramı ile ilgilenmezler adalet, ahlak ,etik bunlar soyut kavramlardır ve gerçek dünya da yeri yoktur objektif olarak bilinebilir şeyler olmadığını savunurlar. Pozitivizme göre insanın kendi değerinin yaratıcısı yine kendisidir. Bu değerleri inkar etmemekte birlikte bunun göreceliğiliğinden ve bilime konu olamayacağını söylerler. Bu bakış açısını doğru bulsam da eksik gördüğüm şey müspet hukukta değerlerin de yerinin olması gerektiğidir. Amaçlara dayalı bir tanım pozitivizme uymuyor fakat hukukun adaleti, düzeni, eşitliği, hakkaniyetle gerçekleştirmesi gerekmektedir.
    Burada eleştirel olarak baktığım diğer konu hukuki pozitivizmin iki temel iddiasından biri olan tamlık iddiasıdır. Müspet olan hukukun tamlığını kabul etmiş olmakla beraber ortaya çıkacak bir boşluğun olmayacağı iddiası vardır. Yani her türlü davranışa uygun bir norm konulmuştur anlayışı hakimdir. Ancak bu iddianın gerçekleşmesi mümkün değildir çünkü insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin gelişip sürekli değiştiği bir toplumda her şeyin önceden bilinip bunun kural haline getirilmiş olması olanaksızdır. Tamlık iddiasından bahsederken kıyası reddetmemiş olmakla beraber çıkabilecek boşluklara karşı somur olaya uygulama alanı açması çelişkiyi barındırır. Bu bakımdan bizim hukukumuz pozitivizmin tamlık iddiası ile örtüşmemekte ve çıkacak boşluklara dair hakimlere takdir yetkisi tanımaktadır.
    Aslında hukuki pozitivizme getirilecek bir diğer eleştiri de tam olarak takdir yetkisi tanımamak olabilir. Çünkü egemenliğe atfedilen değer neticesinde müspet hukukun olduğu gibi karşı çıkılmadan uyulması gerektiği kabul edilmiştir.

  3. Hukuku, kavramları kullanarak tanımlamadan, genel bir bakışla ne olduğuna bakılacak olursa, etimolojik kökeni ışığında en basit tabiriyle “hak” kelimesinin çoğulu olduğu söylenebilir.
    Çeşitli tabirlerle hukukun amacı ve işlevi ortaya konulmakla birlikte, hukuk, ulaşmak istediği düzeni, analitik bir düşünceyle metodolojik bir biçimde sağlar.
    Doktrinde süregelen bir tartışma olarak, hukukun bilim olduğuna dair tezler ve nihayetinde antitezler mevcuttur. Bu sebeple bu durum, hukukun, birtakım bilimlerin kurallarıyla kıyaslanması sonucunu doğurur. Bu kıyası matematik biliminin metodları ve özellikleriyle yapmak, her iki görüşün savunduğu yanları ortaya koyabilir. Özü itibariyle “haklar” olan hukuk, oluşturulması sırasında birtakım yolları izlemiştir. Bir bireyin bir hakkı kazanmasında rol oynayan toplumsal olaylar, adetler mevcutken; bir kısım hakların kazanılmasında da bireyin esasında “birey olması” yeterli bir sebeptir. Bu hususu belirlerken ve her toplumun kendi ihtiyaç duyduğu haklar oluşturulup hukuk ortaya konulurken araştırma yapılır. Hakların kendi içerisindeki sistematiğinin, anlamsal tutarlılığının gözetilmesi analitik düşünce ışığında sağlanır ve matematik gibi diğer formel bilimlerin yasalarında da bu husus gözetilir. Metodsal konuların bir kenara bırakılmasıyla, bireyin birey olmasından kaynaklı elde ettiği hakları ve bu haklar doğrultusunda asıl olması gereken Doğal Hukuk’un normlarının kesin ve mutlak doğrular olması, matematik bilimiyle olan benzerliğidir.
    Ancak hukukun, formel bilimler ve onların kaynağını oluşturan felsefeyle olan ilişkisi ve benzerlikleri, onun sosyal bilimler çatısı altında yer aldığı gerçeğini değiştirmez. Mantıksal çerçevede genellikle aynı yöntemleri izleyerek birtakım sonuçlar elde edildiği kanısına varılsa da, hukukun çözüm bulmaya çalıştığı problemlerin, matematikte olduğu gibi kesin sonuçları yoktur. Hukukun doğduğu toprakların sahibi olan toplumun ve yöneticilerin doğru ve etik algısına göre kurallar konulur. Bu kuralların değişen zihniyetle beraber farklı bir hal alması da, matematikteki gibi mutlak doğruların olmadığını gösterir.

  4. Hukuk sistematik ve belirli bir yol izlenmesi yönünden matematikle benzer. Hukukta yaptırımların matematiksel değerlendirilmesi, kanun koyucu ve hakimler tarafından hukuk kurallarının işlenişiyle ilgili kolaylık sağlar. Her ne kadar hukuktaki her kavramı matematiksel kavramlarla açıklayamasak bile söz konusu müeyyideler olunca bir yol haritası oluşturmayı kolaylaştırır. Hukukta analitik düşünme sağlıklı toplumlarda suç kavramının 0-1 aralığında kendini göstermesiyle oluşur. Kriminoloji bilimi ile suç oranlarının dağılımı, hesaplanması analitik düşüncenin gösteriş şekillerindendir. Hukuk, kurallar bakımından objektif ve belirlidir. Fakat kuralların uygulanmasına gelince her somut olayda birbirine benzer sonuçlar gösterse bile değişkenlik gösterebilir. Somut olayı etkileyen durumlar değiştikçe kuralların uygulanışı da farklılıklar gösterir. Bu yönüyle hukukta bir kesinlik yoktur. Bu kavramlar hukuk önünde eşitliği sağlamak amacıyla önemlidir. Kanundan üstün kimse yoktur. Belirli bir bölge içerisinde tüm insanlara uygulanan hukukun aynı olması hukukun belirliliğini sağlar.

  5. Hukuk ve matematiğin temel amacı ideal düzeni kurmaktır.Fakat bu amaca ulaşmak için kullandıkları metotlar farklıdır.Matematik bu amaca ulaşmak için sayıları ve formülleri temel alır ve hipotezler kurar.Hukuk ise kaynağını insan davranışlarından ,yaşanması muhtemel durumlardan alır.Hukuk kuralları toplumdan topluma farklılık gösterdiğinden evrensel değildir ve bu yönüyle matematikten ayrılır.Fikrimce Hukuk matematik gibi bilimseldir; gelişmiş akıl yürütme ve analitik bir mantık olmadan ,gelişmiş adalet bilinci ve zengin bir hukuk kültürü olamaz.Analitik düşünme bir problemi ya da hedefte belirlenen bir konuyu tümdengelim yöntemi ile ayırarak çözmek demektir.Hukukçunun analitik düşünmesi genel ve tümel öncülden yani soyut kuraldan , özel ve tikel öncüle inerek yargıya ulaşmasıdır.Buna tümdengelim diyebiliriz.Hukukta asıl olan tümden gelimdir.Hakimler somut olayda mantıksal çıkarımlar yapar.Matematikteki gibi bilinenden hareketle bilinmeyeni hesaplarlar.Hukuk dönemin şartlarıyla değişim gösterdiğinden kesin olduğu söylenemez.

  6. Matematikte semboller, nicel değerler ve bunlarla kullanılan bir dil vardır. Bu dil evrensel nitelikte olup aksi kabul edilmez. Örneğin ‘+’ işareti toplamaya ‘-’ işareti çıkarmaya yöneliktir. Hukukta da belirli kavramlar ve bu kavramların karşılıkları vardır. Matematiksel olarak bir karşılık ya da eşitlik olduğu düşünülse de hukukta belirli bir durumun gündelik hayatta çok farklı versiyonlarıyla karşılaşmak mümkündür. Bu mümkünlük hukuku matematiksel kesinlikten uzaklaştırmaktadır. Hukukun normları somut durumun vasfına göre değişecektir. Bu değişimde matematiksel kesinlikten uzaklaşılacak fakat yine matematiksel bir dil kullanılacaktır. Burada kullanılacak olan nicel değil nitel bir dildir, somut duruma göre farklılık gösterecektir. Matematik ve hukuk benzerliği açısından Puchta’nın hukuk piramidi göz önüne alındığında hukukta da belirli sistematik bir hiyerarşik yapı gözlenebilmektedir.
    Analitik düşünme, belirli bir sistemin tümdengelinerek var olan problemi çözmeye çalışmasıdır. Hukukta analitik düşünme de bu durumda tümdengelim olarak mevcut olan kanunlardan yola çıkarak problemin çözülmesidir. Kanunlardan yola çıkılarak bu problemler çözülürken ahlaki ya da sosyal düşüncelerin ötesinde kanuna, buyruğa bakılarak çözüme ulaşılmalıdır. Austin’in de belirttiği gibi buyruk yani normu oluşturan irade kapsamında norm belirli olduğu sürece bunlara uygun olarak olayın analizi gerekmektedir.
    Hukukta belirlilik, kesinlik ve objektiflik bir hukuk sistemi içerisinde hakların, ödevlerin ve borçların ne olduğunun açık, net bir şekilde ve herkese yönelik olarak belli olmasıdır. Bu kavramların önemi, hukukta bu kavramların olmasıyla keyfiliğin önüne geçilmesindendir. Toplumsal düzenin sağlanabilmesi ve kişilerin kendini güvende hissedebilmesi için objektiflik, belirlilik ve kesinlik önemlidir. Anayasamızda yer alan hukuk devleti ilkesi temelde belirlilik, objektiflik ve kesinlik ilkelerini de içinde barındırmaktadır. İstenen ve hedeflenen hukuk devletinde bu kavramların varlığı olmasına karşın bu hususların mutlak olarak sağlanması da mümkün olmamaktadır. Ancak gerek anayasal yargı gerekse de yargının diğer unsurları tarafından bu ilkelerin normlara egemen olması istenmektedir.

  7. Hukuk, matematik gibi kesin gerçekliklerden oluşmaz. Onun gibi objektif nesnel mefhumlardan değil; sosyolojik, psikolojik, etik, ahlak, değer gibi olgulardan oluşur ve bunlardan bağımsız düşünülemez. Hukukun değer ögesinden uzak, biçimsel şekilde salt anlama yoluyla, analitik önermeler ile hukuka matematiksel kesinlik kazandırma çabalarının olgusal çevrede bir karşılığı bulunmamaktadır. Hukuk sadece emredici normlardan ibaret değildir.

    Hukukta objektiflik, kesinlik konusu geniş çaplı düşünüldüğünde her ülke belli coğrafyada yetişmiş insanları barındırır ve ülkelerarası ortak bir ahlak, değer anlayışı mümkün olamayacağından global bir hukuk anlayışı ne geçmişte ne de günümüzde mümkün olmuştur. Burada asıl soru hukuk doğru olan mıdır? Yoksa alışılagelmiş kurallar olan örf adet midir? Yoksa emir ve yasaklardan ibaret kurallar mıdır? Yasakoyucu yasa yaparken hangisine dikkat etmelidir? Kendi hukukumuza baktığımızda bunun net bir cevabını alamıyoruz çünkü salt iyi doğru ve olması gerekenin ne olduğunun herhangi bir ölçütü bulunmakta. Basit bir tabirle hukuk çoğunluğun düşüncesinin kanunlara, Anayasaya aktarılmış halidir. Bu nedenle hukuk kesin doğru olandır diyemeyiz ancak objektifliğe yakın olduğunu söyleyebiliriz. Belirlilik konusunda ise hukukta boşluk olduğu durumlar mevcuttur ve bu nedenle hukuk kesin belirlidir de diyemeyiz. Bu kavramlar aslında bir hukuk sisteminde olması gereken en temel hususlardandır ve o hukuk sistemini gerçek demokrasiye yaklaştırmada önemli yer tutmaktadır.

  8. Hukuk ve matematiğin benzer yönleri bulunmakla beraber en temel ortak özelliği; belli kurallar çevresinde şekillenip, sonuca varma hedefinin bu yolda gerçekleşmesidir. Hukuk alanı; kişilerin nizamı için belli ilkelerin ışığında hareket ederken, matematik alanı formülleri takip eder. Hukuk ve matematiğin bir diğer ortak özelliği ise analitik düşüncedir. Hukukçu da matematikçi de analitik düşünerek sorunların çözümünü tikel hale getirip çözmeyi amaçlar. Bu sayede tümdengelim yöntemi sağlıklı bir sonuç verebilir. Her ne kadar ortak yönleri bulunsa da matematik ve hukulun birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı noktalar da vardır. Matematik alanındaki kesinlik hukukta hiçbir zaman sağlanamayacaktır. Hayatın içinden olan hukuk alanı aynı hayatın kendisi gibi dinamiktir ve durmadan değişime uğrar. Hukukun mevcut sınırları belirgin olsa bile kesin olan tek yanı kesin olmadığıdır. Her an değişime uğrayabilecek olması kesinliğini ortadan kaldırır. Bu kesin olmayış durumu toplum yaşamı için hayati önem taşımaktadır, kesin ve değişmez olan bir hukuk düzeni toplumsal yaşamı her alanda sekteye uğratacak nitelikte olacaktır. Bu sebeple hukukukun işleyişi açısından kesin olmaması en doğru yoldur.

  9. Hukuk matematiğe benzer mi?
    Bana göre hukuk matematiğe benzerdir. Matematikte formüller vardır. Bu formüllerin hepsini ezbere bilsek bile önümüze gelen sorularda mantıksal düşünüp, akıl yürüterek, pratik şekilde cevap vermemiz gerekir. Hukukta matematik gibidir. Mevcut yasaların hepsini ezbere bilsek bile mantıksal çerçevede, akıl yürüterek analiz edemediğimiz sürece pratikte bir işimize yaramaz.

    Hukukçunun analitik düşünmesi ne demektir?
    Analitik düşünen bir hukukçu sorunları belirler, bilgileri inceler, gerçekleri toplar, konuyla ilgili çözümler üretir, olaylara akıl yürüterek yaklaşır. Karşısına çıkan sorunları hızlı ve etkili bir şekilde çözer. Mesela herhangi bir sorunu çözmek için birden fazla çözüm yöntemi geliştirmek avukatların davaya en doğru yaklaşımı bulmasını sağlar. Sadece sorunların çözümünde değil karar vermede, kolay inceleme yapmada analitik düşünme becerisi bir hukukçuya avantaj sağlar.

    Hukukta objektiflik / kesinlik / belirlilik mümkün müdür?
    Genel ve soyut hukuk kurallarının herkese eşit bir şekilde uygulanması hukukta objektifliği oluşturur. İnsanların hukuk kurallarını önceden bilip, davranışlarını ona göre ayarlamaları da hukukta kesinlik/belirliliktir. Bu kavramlar her ne kadar var olsa da uygulamaya baktığımız zaman bir hakimin karşısına gelen kişinin cinsiyeti, kıyafeti, hakimin o günkü psikolojisi gibi etkenler hakimin vereceği kararda etkilidir. Ya da hakimin karşısına gelen kişinin daha önceden çok sayıda suç işlemiş olması, hakimin o kişiye karşı önyargılı olmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda da objektiflik sağlanamayacaktır. Çünkü kişinin daha önceden suç işlemiş olması, başka bir olayda suçlu olacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla objektiflik/ belirlilik/ kesinlik hukukta vardır ama uygulamada zaman zaman uyulmadığını düşünüyorum.
    4) Bu kavramlar / değerler neden önemlidir?
    Analitik düşünme becerisi sadece hukukçularda bulunması gereken bir özellik değil herkeste bulunması gereken bir özelliktir. Bir iş görüşmesine gittiğimiz zaman, mülakatlarda, günlük hayattaki problemlere pratik çözümler üretirken işimize yarar.
    Hukukta objektiflik/ belirlilik/ kesinlik kavramları da insanların hukuka güven duymasını sağlar. Çünkü insanlar o davranışının sonucunda ne gibi bir yaptırımla karşılaşacaklarını bilirler.

  10. Matematik ile hukuk insan aklının, mantığının ve rasyonelliğinin ürünüdür. Oluştukları kaynak aynı kaynaktır. Bu nedenle birçok konuda birbirine benzeyip yakın ilişki içerisindedirler. Mesela her birbirinden farklı matematiksel problemlerde uygulanacak farklı formüller üretilmiştir. Üretilen bu formüller, problemlere göre değişiklik gösterir. Hukukta da her bir davranışa göre farklı normlar oluşturulmuştur. Aynı harekete karşı farklı normlar uygulanmaz. Aynı zamanda sistematikleri açısından da çok benzerdir. Matematikte problem bulunur ve çözümü için doğru formül uygulanır. Hukukta da hukuka aykırı davranış bulunur ve uygun normla cezalandırılır.
    Hukukçunun analitik düşünmesi, önüne gelen olaylar hakkında hukuk sistematiği içerisinde akıl ve mantığını kullanarak tüm normların arasından uygulanacak doğru norma ulaşabilmesi demektir.
    Hukukta objektiflik, kesinlik ve belirlilik çok önemli değerlerdir. Uygulanması ancak yargının tarafsız ve bağımsız olmasıyla mümkündür. Yargının baskı ve emir altında bulunduğu durumlarda maalesef uygulanması mümkün değildir. Bu değerler, toplumun hukuka güvenini yani hukukun uygulayıcısı olan devlete güvenini sağlar. Eğer bu değerler açısından bir güvensizlik meydana gelirse toplum, kendi adaletini tesis etmeye çalışır, düzen bozulur ve toplum içerisinde kargaşa hakim olur. Adil bir düzen yaratmak için hukuku uygularken bu değerlerden taviz verilmemesi gerekir.

  11. John Austin: Analitik Pozitivizm

    Buyruk kuramı ve ahlakın hukuktan ayrımı üzerinde duruyor. Austin olan hukukla ilgileniyor. Egemen ve egemenlik kavramlarına değinip egemen kavramını, bir toplumda var olan hukukun tek kaynağı olarak görüyor. Haliyle bu egemen kurumu da hukuk ve hukuk kurallarını beraberinde getiriyor. Bunları bir egemen buyruğu olarak görüyor.
    Hukuk bilimi, konusunu oluturan pozitif yasaların içeriğinin ahlâkî
    standartlara uygun olup olmadığıyla ilgilenmez. Ancak Austin ahlakı ve dini reddetmiyor.

    Austin bakışıyla hukukta objektifliğin mümkün olmadığını düşünüyorum. Hukuk bilimine dini olarak bakılamazken nispeten ahlaki ölçütlere uygunluğu tartışılabilir diye düşünüyorum.

    Hukukta kesinlik ve belirliliğe ancak hukuk kurallarının izin verdiği ölçüde ve olan hukuka tam bir şekilde itaat sağlandığında mümkündür diye düşünüyorum.

  12. Matematik akla ve mantığa dayananan kuralların herkes için geçerli olduğu kesin bir bilim dalıdır. Hukuk da bir bilim dalı olarak oluşturulan normların kaynağını akıl ve bilime dayandıran bir gerçekliktir.
    Matematiğin uygulanmasının hukuka katkısı hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik açısıdan kıymetlidir. Yada kişileri hukuka aykırı yada hukuka uygun şeklinde bir niteleme yapabilmesi de kişinin hukuki güvenlik ihtiyaçlarındandır. Örneğin her kişinin ayrım yapılmadan hak ehliyetini sahip olabilesi kesin bir kural olmakla birlikte tutarlılığı da sağlamaktadır.
    Matematikten elde edilen kesin sonuçların hukuka uygulanabilir mi sorusu akıllara gelmektedir. Matematiğin hukuk tarafından uygulanabilmesi ancak hukukun teknik yönüne yani sınırlı bir yönüne hizmet edebilir.Bunlar bir takım istatistiksel çalışmalar, su. işlenme sıklıkları, caydırıcılık oranları veya dava sonuçlarının tahmin edilmesi gibi.
    Hukuk salt doruluğu bulmaya hizmet ederken bununla birlikte hak, adalet, toplumsal şartlar, düzenin sağlanması subjektif şartlar gibi hususları da dikkate almak zorundadır.Aksi takdirde hukuk mantığın gerektirdiği doğruya veya kesinliğe ulaşması amacı, hukuktan beklenen menfaatlerin yerine getirilmesine engel olabilmektedir. Hukuku mantıksal bir zemin üzerine oturtan bir yapı olarak görmek, her şarta, her duruma, her topluma uyan normlar geliştirmek hukukun adil olana ulaşmaya olan katkısına sekte vuracaktır.
    Toplumlar üzerindeki değer yargıları, subjektif durumlar hukuk normları yada hukuk sistemleri arasındaki farklılıkları oluşturmaktadır. Buda da matematiksel bir kesinliğin hukukta uygulanamayacağını gözler önüne sermektedir.Hukuki olan her zaman adil olan değildir. Hukuk adil olanı gözetmek ve buna ulaşmak zorundadır. Matematiğin kesinliğinin hukukta sınırsız olarak uygulanabilmesi hukukun adil olana ulaşma görevini engellemektedir.

  13. Hukuk ve matematiğin birbirlerine benzer ve farklı yönleri vardır. Matematikte sadece bir doğru sonuç vardır; hukukta birbirinden farklı sonuçlar elde edilebilir. Matematik kesindir, değişmez; hukuk kesin değildir, topluma ve zamana göre farklılık gösterir. Hukukta olduğu gibi matematikte de çözüme ulaşmak için birden farkı yol kullanılabilir, ikisi için de çok yönlü, analitik düşünme gerekir.
    Hukukçu olaylara şüpheyle, eleştirel bir şekilde yaklaşır. Var olan soyut kurallardan yola çıkarak olayları çözümlemeye çalışır. Bu hukukçunun analitik düşündüğünü gösterir.
    Hukuk yere ve zamana göre değişiklik gösterse de belli bir yerde, belli bir zaman dilimi içerisinde ele alındığı zaman şartları sağlayan herkese aynı ölçüde uygulanır. “herkes” kavramından maksat eşitlerdir. Eşitler arası eşitlik ilkesi bunun bir göstergesidir. Hukukun zaman içerisinde değişikliğe uğraması toplumun ihtiyaçlarını karşılaması için bir zorunluluktur.

  14. Hukuk ve matematik farklı disiplinlerdir, ancak birbirleriyle bazı benzerliklere ve bağlantılara sahiptir.
    Matematik, sayılar, semboller, formüller ve mantıksal düşünme kullanarak doğru sonuçlara ulaşmayı amaçlayan bir bilim dalıdır. Matematik, kesin ve doğru sonuçlar üretir ve mantıksal düşünme becerilerini geliştirir.
    Hukuk ise, toplumun kurallarını belirleyen ve uygulayan bir disiplindir. Hukuk, yasalar, düzenlemeler, emsaller ve yargı kararları gibi kaynakları kullanarak doğru sonuçlara ulaşmayı amaçlar. Hukuk, mantıksal düşünme ve yargısal becerileri geliştirir.
    Hukuk ve matematik arasındaki bağlantılar, hukukun bazı alanlarında matematiksel kavramların kullanılmasıdır. Örneğin, hesaplamalar ve istatistikler, hukukta delil değerlendirmesi ve ceza davalarında kullanılır. Ayrıca, bazı hukuk alanları, özellikle mali ve vergi hukuku gibi alanlarda, matematiksel becerilerin kullanımını gerektirir.

    Hukukçunun analitik düşünmesi, hukukun karmaşık ve çeşitli konularını anlamak ve çözmek için mantıksal ve eleştirel düşünme becerisine sahip olması anlamına gelir. Analitik düşünme, bir sorunu parçalara ayırarak, sorunun kökenlerini ve nedenlerini anlayarak ve farklı açılardan değerlendirerek bir çözüm bulmayı içerir.
    Hukukun, yasaların ve düzenlemelerin karmaşıklığı nedeniyle, hukukçuların analitik düşünme becerilerine sahip olması çok önemlidir. Hukukçular, bir olayın gerçekleştiği zaman, yer ve koşullara, yasal düzenlemelere, emsallere, yargı kararlarına ve diğer faktörlere dikkatlice bakarak, hukuki bir sorunu analiz edebilir ve çözüm üretebilirler.

    Hukukun objektiflik, kesinlik ve belirlilik taşıması hedeflenir, ancak tam olarak mümkün olması her zaman garanti değildir. Hukuk, insan davranışlarını düzenleyen bir disiplindir ve bu nedenle her zaman net ve kesin olmayan durumlar ortaya çıkabilir.
    Hukukta objektiflik, yasaların tarafsız ve ayrımcılık yapmadan uygulanması anlamına gelir. Yargı sistemi, objektif olması gerektiği için yasaların uygulanması ve yargı kararları, deliller, kanıtlar ve hukukun genel prensipleri temel alınarak yapılmalıdır. Ancak, bazı yargı kararları, hakimlerin farklı yorumlarına veya yargılama sürecindeki hatalara bağlı olarak, objektiflikten uzaklaşabilir.
    Hukukta kesinlik, yasaların açık, net ve anlaşılır olması anlamına gelir. Hukuk, açık bir şekilde tanımlanmış kavramlar ve kurallar içermelidir. Ancak, bazı yasalar ve düzenlemeler, belirsiz veya çok genel ifadeler içerebilir, bu da kesinlik ve netlik konusunda sorunlara yol açabilir.
    Hukukta belirlilik, yasaların uygulanması ve yargı kararlarının önceden tahmin edilebilir olması anlamına gelir. Hukuk, önceden belirlenmiş kurallar ve prensipler üzerine kuruludur. Buna rağmen, bazı hukuk davaları, daha önceki yargı kararlarına, emsallere veya yasaların yorumlanmasına dayalı olarak sonuçlandırılabildiğinden belirsizliklere neden olabilir.
    Sonuç olarak, hukukta objektiflik, kesinlik ve belirlilik hedeflenir, ancak insan davranışlarını düzenleyen bir disiplin olduğundan her zaman mümkün olmayabilir. Yine de, hukukun bu hedeflere mümkün olan en yakın şekilde ulaşması önemlidir.

    Hukukun matematiğe benzemesi veya benzememesi,hukukçunun hukuka ne kadar analitik yaklaşabildiği veyahut hukukun objektifliği gibi kavramlar , hukukun nesnelliği,ne kadar bilimsel olduğu gibi sorulara cevap vermek bakımından önem arz
    eder.Pozitif bilimler yöntemi ve ulaşmayı amaçladığı değer sonuç vb. bakımından ölçülebilir olanı kesin olanı hedefler.Matematiksel bir işlem, bir kimya formülü gibi olgular kişilerin bakış açıları ve değerleri gibi başka
    değişkenlerin işin içine girmesi ile değişmeyen sabitleri içinde barındırır.İnsanlarla daha iç içe olan sosyal bilimlerde deney ve gözlem yöntemi ve ulaşılan sonuç pozitif bilimlerdeki kadar değişmez kanunlar, bilimsel yasalar
    gibi sonuçlar vermeyebilir.Yukarıda ilk bahsettiğimiz olguların önemi burda ortaya çıkar, varsayımsal olarak mükkemel bir hukukun dinamik olması muhtemel ve önemlidir, ama dinamik olan bu hukukun adil olması için objektiflik ve diğer
    belirlilik, kesinlik gibi kavramları da içermesi gerektiğini de hatırlamak gerekir.

  15. Hukukun matematiğe benzediğini düşünüyorum, hukuk düzen ve adaleti sağlar bunları yaparken matematiğin sisteminden yararlanır. Sebep sonuç ilişkileri, eşitlik kavramı, sonuca ulaşmada akıldan ve mantıktan yararlanması gibi örnekler verebilirim.

    Hukuçunun analitik düşünmesi tümdengelim yöntemiyle konuları altbaşlıklara ayırarak elindeki verilerle birleştirip çözüme ulaşmasıdır. Örneğin bir olayda delillerden yararlanılıp ifadelerle delilleri birleştirip olayın çözüme ulaşmasında mantıklı, sorgulayıcı, meraklı davranarak analitik düşümüş olur.
    Hukukta objektiflik herkese uygulanabilen genel ve soyut hukuk kurallarından oluşur yani belirlilik kesinlik mümkündür. Ne ölçüde mümkün olduğu konusunda şüphelerim var kanunkoyucu bu yasaları koyarken objektif olabilir ama uygulanırken bunun mümkün olabildiğini düşünmüyorum. Bir katil düşünelim bu katilin kim olduğu, soyadı, gücü davayı ne yazıkki etkileyebilir..

    Bu kavramlar hukukun amacına hizmet etmesi yönünde önemlidir. Hukuk düzeni ve adaleti sağlamak için objektif, akla dayanan bilimsel kavramları kullanmak zorundadır aksi halde adaletten hukuktan bahsedemeyiz.

  16. Hukuk ve matematik arasındaki ilişki bana göre zoraki bir ilişkidir.Çünkü matematik bir bilim iken hukukun bir bilim olup olmadığı halen daha tartışmalıdırKaldı ki bana göre hukuk bir bilim değildir.Bu şekilde düşünmemin sebebi ise örneğin Türkiye’de bir konuyla ilgili hukuk kuralı ile İngiltere’de aynı konuyla ilgili hukuk kuralının farklı olmasıdır.Ancak matematik bir bilim olduğundan kuralları ve formülleri dünyanın her yerinde aynıdır.Bu sebeplerden ötürü hukukun matematiğe benzediğini düşünmüyorum.Hukukçunun analitik düşünmesi ise karşılaştığı bir sorunu veya olayı çözerken sistematik bir yol izleyebilmesidir.Bana göre analitik düşünen bir hukukçu karşılaştığı sorunu parçalara bölerek inceler ve detaylandırır.En sonunda ise detayları bir araya getirerek karşılaştığı sorunu sistematik bir şekilde çözer.Hukukta kesinlik ise bence yoktur.Çünkü hukuk her yerde aynı değildir,farklıdır.İşte bu yüzden de hukukun kesin olması beklenemez.Hukukta objektiflik ise sınırlı bir ölçüde var olabilir.Sınırlı olmasının sebebi ise kanun koyucunun iradesine bağlı oluşundandır.Hukukta belirlilik ise yine sınırlı ölçüde vardır.Genel olarak bu kavramlar önemlidir.Özellikle hukukçunun analitik düşünmesi çok gerekli ve önemlidir çünkü bu sayede hukukçu karşılaştığı olaylara,sorunlara çok daha farklı bakış açılarıyla bakabilecek ve çözüm bulabilecektir.

  17. Hukuki akıl yürütme yetisi fikrimce bizi var olan sorunun çözümüne kısa yoldan ulaştırmayı amaçlar, tıpkı sayılar gibi. Hukuk ise bize bu sorunun üzerinde çalışacak bir alan yaratır, tıpkı matematik gibi. Eleştirel yaklaşır, seçenekler belirler, alternatif materyaller üretir ve sonra onları sınıflandırıp sırayla ele alarak işleriz. Bu analitik düşünme becerisidir ve hukuk ile matematiğin yarattığı alanlarda çalışır.

    Hukuki pozitivizme göre hukuk mevcut olandır, doğal (olması gereken) değil. Tıpkı ilk faydacıların öne sürdüğü gibi ideal olduğu savunulanı reddeder. Analitik pozitivizm ise John Austin tarafından ortaya koyulduğu şekilde objektiftir, ahlaki açıdan tarafsızdır. Bu durum “buyruk kuramı” olarak adlandırılmıştır. “Egemen”in yaptığı yasalar buyruk görevi görür ve kesindir, kişi ona itaat etmekle yükümlüdür. Bunu yerine getirmediği takdirde yaptırımla karşılaşacaktır.

  18. Matematik sayıları ve belli formülleri temel alır. Sonra bu başlangıç noktasından yola çıkarak hipotezler kurar. Daha sonra kanıtlama metodu ile teoremleri inşa
    eder. Hukuk ise geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanması muhtemel olaylardan kaynağını alır. İnsanların davranışlarını düzenler. Çeşitli normlara dayanarak toplumsal düzeni sağlamayı amaçlar. Matematik evrenseldir (evrensel bir dildir). Kuralları her yerde aynen geçerlidir. Hukuk ise belli bir yere ve zamana özgüdür. Bunun sebebi hukuk kuralları belirlenirken o toplumun kültürü, örf ve adeti göz önünde bulundurulur. Ancak hukukçular da zaman zaman matematikten yararlanmaktadır. İstatistikler ve mali kayıtlar gibi büyük miktarda karmaşık sayısal verileri analiz etmektedirler. Faiz hesaplarken, vekalet ücreti hesaplarken vb. durumlarda da matematikten yararlanmaktadırlar. Burada daha ziyade matematik, hukuk tekniği açısından bir araç olarak kullanılmaktadır.
    Analitik düşünme, bir problemi ya da hedef olarak belirlenen bir konuyu tümdengelim yöntemiyle küçük parçalara ayırarak çözmektir. Bu sayede karmaşık problemlere küçük parçalardan yola çıkarak daha pratik, daha akılcı çözümler üretmek mümkün olmaktadır. Analitik düşünen bir birey; daha sağlıklı ve çözüm odaklı bir düşünce yapısına sahip olmaktadır. Problemlerin tespit edilip alt kümelere ayrılmasında, verilerden önemli bilgiler çıkarılmasında ve yaratıcı çözümler geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Haliyle analitik düşünen bir hukukçu da meslek hayatında karşısına çıkan problemlere, somut olay veya durumlara karşı daha akılcı çözümler üretebilmektedir.
    Hukuk, belli bir yerde, belli bir zamanda bireyler, devletler veya bireylerle devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür. Dolayısıyla hukukta objektiflik/kesinlik/belirlilik somut olayın meydana geldiği o yer/zaman için mümkündür. Gelecek için mümkün olabileceği hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz. Çünkü hukuk kuralları zamanla çeşitli nedenlerden dolayı değişebilmektedir.

  19. Hukuk matematiğe benzer.Çünkü hukukta da matematikte olduğu gibi problem çözme aşamaları vardır.Bu aşamalar analitik düşünme yöntemi ile tamamlanır.Hukukçunun analitik düşünmesi, her hukuk mesleğinde bu mesleği icra edenlerin hukuksal sorunları analiz ederek en kısa sürede ve en akılcı çözüm yoluyla çözmeleridir.Hukukta objektiflik belli bir ölçüde karşılaşılan durumlara göre vardır.Örnek verirsek ceza hukukunda suçun sabit olduğu bir olayda ceza objektif olarak verilir çünkü kanunda bu suç için verilecek ceza sabittir.Yani kesin ve belirlidir..Fakat kanunda boşluk olan hukuk alanlarında medeni hukuk gibi objektiflik yok denebilir.Çünkü bu durumda hakim boşluğu kendi doldurur.Bu kavramlar hukuka yardımcı olduğu ve hukukla yakın bir ilişki içinde olduğu için önemlidir.

  20. Hukuk matematiği benzeyen bir kurumdur. Benzer özellikler ise her iki bilim dalında da nesnellik , tarafsızlık , eşitlik ve genellik yer alır. Aynı şekilde hukukun sorunları çözme yöntemleri Matematik’te kullanılan mantık yolları ile çok benzerlik gösterir.
    Hukukçunun analitik düşünmesi , sorunları çözerken var olan sorunu en ince ayrıntısına kadar ele alıp alt kümelerine ayırarak ve en sonunda elde ettiği bilgileri birleştirerek bir sonuca var yöntemidir. Olması gereken hukukçu bana göre analitik düşünceye önem vererek sorunları çözmelidir.
    Hukukta objektif kurulabilir. Hukukta genel ve soyut kurallar hukukun objektifliğini oluşturur. Objektiflik sağlanamadığı sürece hukuk en önemli işlevlerinden biri olan eşitlik özelliğini yitirir.
    Hukukta kesinlik kurulması belirli konularda mümkün iken belirli konularda mümkün değildir. Toplumun ve yaşamın dinamizm den kaynaklı olarak hukuk kuralları değişebilir.
    Hukukta belirlilik mümkündür. Ve bana göre belirlilik zorunludur. Çünkü belirli olamayan hukuk toplumu düzenleyemez ve devamlılık sağlayamaz. Bunun neticesinde hukuk da belirlilik belirli bir normlar silsilesi ile sağlanabilir.
    Hukuk da objektiflik hukukun herkese karşı eşit uygulanabilmesi için ve tarafsızlığın sağlanabilmesi için çok değerleri ve olmazsa olmaz bir kavramdır.
    Hukuk da belirli ölçüde sağlanabildiği kadar kesinlik toplumun uyacağı kuralları kesin bir biçimde bilmeleri ve bu kurallara göre hareket etmeleri ve bunun neticesinde uzun zaman boyunca bu düzenliliğin sağlanabilmesi için çok önemli bir kavramdır.
    Hukuk da belirlilik ise toplumun uyacağı kuralları bilip bu kurallar neticesinde yaşamlarını devam etmeleri için çok değerleri bir kavramdır. Eğer Hukuk’ta belirlilik sağlanamaz ise Hukuk’ta ve toplumda düzen sağlanamayacak ve her iki kurumda işlevini yerine getiremeyecek hale gelecektir.

  21. 1-) Hukuk matematiğe benzer mi?
    Bu soruyu cevaplamadan önce hukukun bir bilim olup olmadığıyla ilgili bir çıkarım yapılması gereklidir. Kanımca hukuk, doğa bilimleri gibi bir bilim değildir. Hukuk, doğa bilimlerinin sahip olduğu gibi bir neden sonuç ilişkisine sahip değildir. Örneğin; matematiksel bir problemin çözüm yolu kesin ve tektir. Bu değiştirelemeyecek bir doğa olayı olarak varlığını sürdürür ancak hukuksal bir problem için çok farklı çözüm yolları öngörülebileceği gibi bu problem için var olan çözümler de her hukuk sistemi için farklı olabilir. Bu bakımdan hukuk ve matematiğin bir benzerlik yoktur. Kanaatimce hukuk ve matematiğin benzerlik gösterdiği nokta mantık alanındadır. Matematik mantıktan var olan bir bilim dalıdır. Hukukta ise “hukukun asgarisi mantıktır.” sözünden çıkarabileceğimiz gibi en temelinde mantık yatar. Hukuk ve matematik bu açıdan benzerlik gösterse de matematik sadece temelini mantıktan almakla kalmamakta bütün her şeyini mantık esasında yürütmektedir. Hukuk ise asgarisi mantık olmakla birlikte daha sonraki süreçler de mantıktan ayrılmaktadır. Bundan dolayı hukuk ve matematik arasında temel açıdan bir benzerlik söz konusu olsa dahi daha sonraki süreçlerde bir benzerlik olmadığı kanısındayım.
    2-) Hukukçunun analitik düşünmesi ne demektir?
    Analitik düşünme, var olan bir problemi tümdengelim yoluyla düşünebilmek yani genel bir olaydan yola çıkarak bu olayı özele indirgeyebilmek anlamına gelir. Bu tanıma göre analitik düşünmenin hukuka uyarlanışı da hukukçunun genel bir hukuki olayı bireye indirgemesinden ibaret olacaktır. Bu genel olaydan kasıt sosyolojik bir problem olabileceği gibi direkt olarak bir yasanın kendisi de olabilir.
    3-) Hukukta objektiflik/kesinlik/belirlilik mümkün müdür, mümkünse ne ölçüde mümkündür?
    Hukukta objektifliği, eşitlik ilkesinden yola çıkarak anlamlandırabiliriz. “Hukuk önünde herkes eşittir.” ifadesine baktığımız zaman var olan hukuk kurallarının kişilere özel olmadığı, hukuk kurallarının herkes için eşit ve uygulanabilir olduğu sonucunu çıkarırız. Bu durumda hukukun var olan, yazılı kurallar bazında objektif olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Yani hukuk kuralları özleri itibariyle objektif kurallardır. Fakat herkes için uygulanabilen bu kurallar, hukuki bir uyuşmazlıkta o uyuşmazlığın tarafı olan bireyler için var olan subjektif bir kişiliğe bürüneceklerdir. Hukukun objektif niteliğini mahkemelere bakarakta çıkarabiliriz. Yine hukuk kuralların da olduğu gibi mahkemeler de herkes için vardır ve hukuki uyuşmazlığın tarafı olan her birey objektif nitelikteki mahkemelere gitmek durumundadır. Bu bakımdan kişiye özel kurallar çıkarılamayacağı gibi kişilere özel mahkemeler de kurulamayacaktır.
    Hukukta kesinlik olup olmadığını anlayabilmek için ise hukuk kurallarının niteliklerine bakmamız gerekir. Hukuk kuralları bilindiği üzere 4 farklı çeşitte bir ayrıma tabi tutulmuştur. Bunlardan birisi ise emredici hukuk kurallarıdır. Emredici hukuk kuralları özleri itibariyle kesin bir nitelik taşırlar fakat bu kuralların dahi sistematik veya amaçsal yorum yöntemleriyle, lafzi olarak yorumlanan kesin anlamlarından farklı bir anlamı ortaya çıkabilecektir. Yani hukuk kuralları birden fazla anlam içerebilir. Bu bakımdan da hukukun kesinliğinden söz etmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim.
    Hukukta belirliliği ise yine yorum müessesine başvurarak açıklamak mümkündür. Hukuk kuralların da yorumlanarak farklı anlamlar çıkarılabilecek kurallar olsa da direkt olarak yorumlanması gereken anlamı belirli olmayan kurallar da mevcuttur. Hukukta ise sadece bu kurallar bakımından bir belirlilikten söz etmek mümkün değildir.
    4-) Bu kavramlar neden önemlidir?
    Bu kavramların önemini anlayabilmek için öncelikle hukukun neden var olduğunu anlayabilmenin gerektiğini düşünüyorum. Hukuk toplumsal düzeni korumak, sağlamak gibi amaçların yanında aynı zamanda adaletin sağlanmasına da hizmet etmektedir. Adaletin sağlanabilmesinin hukuk bazında ki en iyi yolu ise adil bir yargılama sürecinden geçer. Bu yargılama sürecinin sağlamak için konulmuş olan en temel haklardan birisi ise adil yargılanma hakkıdır. Bu kavramlardan objektiflikte, özellikle kişiye özel mahkeme kurulamaması, hukuk önünde herkesin eşit olması gibi kurallar adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından birisini oluşturacaktır. Bir hukuk kuralının kesin/belirlenebilir olması ise hukuk kurallarını daha açık bir hale sokacak ve anlaşılması açısından bir kolaylık sağlayacaktır. Bu bakımdan bu kavramlar öncelikli olarak hukukun bir amacı olan kişiler arasında adaletin sağlanabilmesi açısından önem arz eder.

  22. Matematiği bilim yaparken kullanılan bir araç olarak tanımlayabiliriz. Hukuku ise adalete ve toplumsal uzlaşıya ulaşmada kullandığımız yol olarak düşünürsek matematik ve hukuku birbirine yaklaştırabiliriz ancak gerek ulaştığı sonuçlar itibariyle, gerek kullandığı yöntem ve dil itibariyle matematik ve hukukun birbirine benzer olduğunu iddia edemeyiz. Matematik farklı toplumların değer yargılarına göre farklılık oluşturmaz ve objektiftir ancak hukuk bundan bağımsız hareket edemez.
    Her ne kadar hukukun bilim olup olmadığı netlik kazanmasa dahi bazı bilimsel yöntemler yararlanılmaktadır. Bilimsel çalışmalarda kullanılan bilgileri ayrıştırarak ve sorunu oluşturan öğeleri göz önüne alarak sonuca varmak için yürütülen sistematik düşünme tarzı hukukçular için de faydalanılabilecek bir yöntemdir. Bir hukuki olayda üzerinde çalışırken ya da kanun koyucu olarak değerlendirme yaparken tıpkı bir bilim insanı gibi verileri ve muhtemel sonuçları ele alarak sonuca ulaşmalıdır. Bunu yaparken farklı toplumların ve içinde bulunduğu toplumun tecrübelerinden de faydalanarak değerlendirmeler yapmalıdır.
    Hukukta objektiflik mümkündür değildir çünkü neyin doğru olduğu konusunda insanların net bir ortak kanıya varması günümüz toplumlarında hâlâ mümkün görünmemektedir. Modern devlet anlayışının ve küreselleşmenin etkisiyle objektif hukuk anlayışına geçmişe oranla çok yaklaşılmıştır ancak II. Dünya Savaşı’nda gördük ki; bazıları için farklı ırktan, dinden insanları öldürmek hukuka aykırı değil. Kanun koyucular kendi kişisel tecrübelerinden, bulundukları siyasal iklimden, toplumdan bağımsız objektif bir kural koyamazlar. Ormanın içinde bulunan biri için ağaçların gövdesini görmesinden dolayı ormanın rengi kahverengidir ancak uçaktan bakan biri için ormanın rengi yeşildir. Dolayısıyla hukuk açısından değerlendirildiğinde kanun koyucunun ya da yargıcın objektif olması mümkün değildir. Hukuki olaylar eğer bilimsel kanunlar gibi doğruluğu kesin olsaydı bu belirlilikten bahsedebilirdik ancak hukukta her olayı kendi içerisinde değerlendirmek gerekir. Kanun sınırları çizer ve bu sınırlar dahilinde, o konu özelinde hüküm vermesini ister.
    Bahsettiğimiz kavramlar hukukun nasıl incelenmesi gerektiği, yargıcın inceleme yöntemi, ulaşacağı sonuçlar ve kanunlar oluşturulurken gidilmesi gereken yolların tartışılması için önem arz etmektedir.
    Analitik düşünmeyi; bir problemi çözmek için, bilgileri ayrıştırarak ve sorunu oluşturan öğeleri göz önüne alarak sonuca varmak için yürütülen sistematik düşünme tarzı olarak tanımlar. Meslek gereği sürekli olarak yaşanılan problemlerin çözümlenmesinde baş rol oynayan avukatlar için analitik düşünme yeteneği mükemmel avukatın olmazsa olmaz özelliklerinden biridir ifadesini rahatlıkla kullanabiliriz.

  23. Hukuk da matematik gibi bir bilimdir kanımca. Zira hukukun da hakikatleri vardır: Eşitlik, adalet gibi. Hakikatin gerçeklik ile doğrunun örtüşmesi olduğundan hareketle hukukun günümüzde dünyadaki tüm hukuk sistemleri açısında kabul gören görevlerinden birinin adaleti sağlamak olduğunu söyleyebilirim. Gerçeklik, yani insanların bilinci dışında nesnel olarak var olan bir sosyal tabakalaşma; doğru ise mantık yasaları çerçevesinde gerçekliğin uzantısı olarak bu sosyal tabakalar arasında toplumu oluşturan her bireyin hak ve özgürlüklerinin, adına “devlet” dediğimiz belli bir otorite tarafından korunmasının gerekliliğidir. Bireylerin hakları korunarak toplum bazında adaletin sağlanması, hukukun başlıca görevidir. Ancak hukuk, matematik kadar kalın ve net çizgilerle sınırları çizilebilir değildir. Zira hukukun yaratıcısı olan toplumlar birbirinden farklı kültürlere sahiptirler. Farklı kültürlere sahip olmakla birlikte tüm toplumların, Austin’in buyruk bilimi çerçevesinde çizdiği hukukilik ölçütü olan “egemen”den yoksunluğu -bence de- uluslararası düzeyde bir hukukun var olmasına engeldir. Bu nedenle hukuk; her toplumda kendine yeni bir şekil bulur, zamanla eğilir, bükülür, yıkılır, yeniden inşa edilir.

    Fakülteye ilk başladığım günlerde bir hocam, “İyi hukukçu, iyi matematik bilendir” demişti. Bugün, 3. Sınıf hukuk fakültesi öğrencisi olarak hukuk felsefesi dersinin bu haftaki makaleleri bağlamında bu sözün ne demek olduğunu anlamaya başlıyorum. İyi matematik bilmek demek, iyi bir analitik düşünme becerisine sahip olmak demektir kanımca. Zira matematik sadece formüller ve sayılardan ibaret değildir. Doğru formülü, doğru soruda ve doğru sayılarla birlikte kullanırsak doğru cevaba gideriz. Biz hukukçular için formül, kanun koyucularımızın oluşturduğu yasalar; doğru soru, mahkeme önüne taşınmış davalar ve doğru sayılar da somut olayda gizlenmiş yasanın unsurlarıdır. Hukukçular olarak önce vuku bulan somut olayı iyi analiz etmeli, o olaya uygulanması en doğru olan hukuk kuralını bulmalı ve bu ikisini birbirine harmanlamalıyız; ancak böyle somut olay adaletini sağlayabiliriz. İşte tüm bu adımlar, bir hukukçunun analitik düşünmesidir; ne kadar iyi matematik bilirse, yani ne kadar iyi analitik düşünme kabiliyetine sahipse o kadar adaletli olabilir. Geleceğin hukukçuları bizler, en ideal ve olması gereken hukuk düzenini yaratabilmek adına analitik düşünmenin ne olduğunu, bu analitik düşünmenin meslek hayatımızda sahip olmamız gereken en önemli özellik olduğunu anlamalı; yaptığımız işin kutsallığının farkına vararak kendimizi yetiştirmeliyiz.

  24. Hukuk matematiğe benzer veya benzemez gibi kesin bir yargıdan söz edilemez.Şahsımca iki türün benzer noktaları olduğu gibi birbirinden farklı noktalar da vardır.Matematik kesindir , çizgileri belirlenmiş ve sonuçları bellidir.Ancak hukuk için aynı şeyden söz edilemez.Evet belirli bir sistematiği vardır ancak matematik yalnızca burada bulunur.Genel şablon bellidir uyulması gereken kural ve müeyyidesi gibi.Ancak bu kurallar farklı toplumlar veya farklı insanlar arasında değişiklik gösterebilir.Yoruma açık olduğu durumlar vardır ve bu durumların yorumlanarak bir sonuca varılması gerekir.Genel olarak hukuk matematiğe benzemez.

    Hukukta bir sistematik bulunur demiştik.Hukukçunun bu sistematik içerisinde kaybolup gitmemesi için analitik düşünce yeteneği çok önemlidir.Günlük hayatta meydana gelebilecek tonlarca olay ve bu olaylarda ortaya çıkan yine çok fazla uyuşmazlık vardır.Çeşitli uyuşmazlıkların çözümünde izlenecek yol hukukçu için analitik düşünceyle mümkün olur.Olayı belirleme , ilgili olayla ilgili mantık yürütme , hangi kanuni yollara başvuracağını belirleme ve dahası analitik düşünme yönteminin getirdiği artılarla daha da kolaylaşır.

    Hukukta objektiflik kavramı yasaların her bireye aynı şekilde uygulanması demektir.Kanun çerçevesinde hakimin takdir yetkisi mevcut olsa bile bu sadece o sınırlar içerisinde kalmalıdır.Örneğin:”Ben babama ceza vermiyorum” gibi bir şey söz konusu olamaz.Hukukta belirlilik kavramı ise kanunun açık olmasını belirtir.Kanun metni açık olabilir ancak uygulama kısmında hakimin takdir yetkisi olduğu için herkese aynı uygulanmayabilir.Bununla ilgili çelişen çeşitli yargı kararları da mevcuttur.

    Sağlıklı bir hukuki düzen işleyişi için bu kavramlar hayati önem taşır.Hukuk içinde bulunduğumuz toplumun düzenini sağlaması gereken bir araçtır.Bu kavramlardan yoksun bir hukuk anlayışında keyfiliğin,adam kayırmanın önüne geçilmesi mümkün değildir.

  25. 1- Hukuk matematiğe benzer mi?
    Matematik formüllerle birlikte çözüme kavuşma sanatı olduğu için hukukta da belli sorunlar vardır ve bunların çözümü ve yaptırımları aranır gerek kanunlarla gerek mevzuatlarla. Her ikisinde de sistemli ve mantığa dayanan bir işleyiş gerekmektedir. Hukukta doğru yargıya varmak gerekir ve mantıktaki tutarlı düşünceye ulaşabilmektir. Matematik ile en benzerli yanı budur. Formüller üzerinden denklemler kurulur ve bir sonuca varılması istenir denklemin bir noktasında yapılan yanlış sonucu etkiler ve tüm düzen bozulur hukukta böyledir, hukuki kavramlar sistemi, her bir hukuk kurumunun mantıksal ve sistemik bir çerçeve içerisinde yer aldığı hukuki karar vermenin kurala ve denklemlere dayalı mantık ve formüllerin izlenip tutarlı bir bütünü ele almaktır. Matematikte sorun hesaplamak değildir, sayısal değerler ile saptanmayan miktarlar arasında belirli ilişkiler saptamaktır. Yapıyı oluşturan ögelerin anlamları o ögelerin içinde değildir aslında o ögelerin arasındaki ilişkilerden doğmaktadır denilir. Matematiğin fonksiyon kavramı kullanılarak bir kuram oluşturmak ve insan gerçeğini anlayabilmektir.
    2- Hukukçunun analitik düşünmesi ne demektir?
    Hukukçunun karşısına sorunlar çıkar ve bu sorunları anlayıp uygularken çözümler üretmeli analizler eşliğinde, düşünce yetisi ve becerilerine sahip olabilmelidir. Haklar başkalarına yüklenen yükümlülüklerdir, hukukçu da kendisine yüklenen yükümlülüğü olan sorunu çözme sanatını en güzel şekilde analitik düşünerek icra etmelidir. Hukukçu formüller üzerinden ilerlemelidir. Formalize olması, bir yanlışın bütün denklemi hatalıdır ve bu sebeple yanlış cevap verilir. Karar verme eyleminin de bütün denklemleri doğru olmalıdır ki yargıya güven artsın.

    3- Hukukta objektiflik / kesinlik / belirlilik mümkün müdür?
    Tüm devletler insanların devletidir ve hukukta egemen tarafından konulmuş kurallardan oluşmuştur, egemenin sınırlandırılmış olduğu hukuk sistemleri de mümkün olmayabilir bu yüzden hukukta objektiflik aramak egemenin kendi iyiliğinden kaynaklanabilecek durumda olabilir. Çünkü hukuk insanların insanlar için yaptığı yasalardan oluşur. Egemenler değişebilir insanlar değişip gelişebilir ve bunun beraberinde ise hukuk değişebilir bir kesinliğe varılamaz. Bizi bu düşünceye iten en önemli neden egemen ve varlığıdır. Hukuk her zaman en iyiye varabilmeyi arar ve bu yüzden de değişip gelişebilir.
    4- Bu kavramlar neden önemlidir?
    Hukukçu ya da kararı verecek otorite iktidara itaat etmeden objektif olarak vicdan ve hukuk esaslarına göre yerine getirmelidir ödevlerini en alttan başlayarak objektif olunabilirse hukukta objektifliğini sürdürebilir. Etik sorumluluk, saydamlık ve hesap verilebilirlik bu noktada ağır basmaktadır, tarafsız olunmalı ve liyakat sahibi insanların yargı mercilerinde olması gerekir, İnsanların insanlar için yaptığı yasaların da belirlilik ve objektif esasına dayanması o insanın da liyakat sahibi olabilmesine bağlıdır bir yandan da diyebiliriz. Bu kavramlar soruna karşı bir çözüm üretebilmemiz gerektiği bunu yaparken de mantığa, analitik düşünceye objektif esaslara dayanarak gerçekleştirmemiz gerektiğini bize hatırlatır. İnsan değişen ve gelişen varlıklardır bu kavramlar bize yol göstermeli en iyiye ulaşabilmemize fayda sağlamalıdır.

    FURKAN KUTAY YİĞİT
    202151407

  26. Temelde hukuk ve matematik arasinda benzerlik oldugunu soylemek zordur. Matematik, kanitlanabilir ve sonucu degismeyen genel gecer bilgiyi uretir fakat hukukun urettikleri yer, zaman ve toplumlara gore degisiklik gosterir. Eugen Ehrlich in yasayan hukuk kavramiyla acikladigi gibi ;hukuk onu yasayan tolumun icinden(orf-adet) gelir. Bu da demek oluyor ki her toplum farkli hukuk duzenine sahiptir. Ayrica hakimin takdir yetkisinin varligi da hukuk sisteminde sonuclarin degiskenligine isaret eder. Bu noktada matematik pozitif bir bilim iken hukukun bilim olmadigi gorusundeyim. Hukukta norm koymak bir deger yargisina vararak yapilir ,bu deger yargisinin varliginda da bilimsellik ortadan kalkar ve subjektiflik agirlik kazanir. Hukukta soyut kurallar her somut olayda farkli sonuclar verebilir.
    Hukukcunun analitik dusunmesi ; analitik dusunmenin genel tanimindan yola cikarak aciklanabilir. Analitik dusunme verileri iyi degerlendirerek ,tumdengelimsel bir yaklasimla olaya yaklasmayi ve sorunu cozmeyi ifade eder. Hukukcunun analitik dusunmesi, anayasayi, kanunlari, bilimsel gorusleri, yargi kararlarini goz onunde bulundurarak uyusmazliga kendi bilgisince en uygun cozumu uretmesidir.
    Hukukta kesinlik kanunilik ilkesinin varligini akla getirir. Fakat TMK m2 yi de dusunerek, hakimin bir noktadan sonra karar vermede tamamen ozgur iradesini kullanacak olmasi bu kesinlige ve objektiflige engeldir. Ayni zamanda yasa koyucunun iradesiyle kurallarin degisken olusu da belirliligin onunde bir engel olusturabilir.

  27. Hukuk , toplumu kaosa sürükleyen eylemleri önlemeye veya bu eylemler sonucunda meydana gelen hasarı gidermek ve suçluyu topluma yeniden kazandırmaya yönelik olarak , insan haklarını gözeten yaptırımlara sahip olan kurallar bütünüdür. Benthou ‘dan etkilenen Austin’e göre yaptırımla desteklenmemiş bir yasa , gerçek bir yasa değildir. Ben tamamıyla bu görüşe katılıyorum belirli bir kuralın varlığı o kuralın uygulanmasını sağlamaya yetmez. İnsanların bu kurallara olan bağlılığını sağlamak adına yaptırımların olması gereklidir. Hukukun bu kurallara sahip olması , herhangi bir durum karşısında önceden belirli bir normun uygulanmasını gerekli kılar. Bu sebeple hukuk nettir.
    Hukukun netliğini ele alacak olursak , zaten belirli mevcut bir normun olması şüpheye yer bırakmaz ve anında uygulanır. Bu sebeple matematiğe benzetebiliriz. Buna 2+2 = 4 eder örneğini verebiliriz. Matematiğin de doğruları vardır ve bu değiştirilemez. Aynı zamanda bu netlik hukukun belirli ve kesin olmasını sağlar. Kişiler arası ayrımcılığı gözetmeksizin belirli bir kuralın kesin şekilde uygulanması hukukun objektifliğini de yansıtmaktadır. Fakat elbette iş uygulamaya geldiğinde hukukçular doğru kararı vermeye çalışırken somut olay karşısında mevcut kanunlarda yazan örneğe benzer ve fakat daha farklı bir durumla karşılaştıklarında kararsızlığa uğrayabilirler ve hatta bu sebeple yargı kararlarına başvurabilirler. Yargı kararları onlar için örnek teşkil etmektedir. Bu sebeple bence hukuk adına tam anlamıyla nettir demek yanlış olur. Fakat sonuç olarak mevcut kurallar vardır, sadece yoruma ihtiyaç duyulur , bu aşamada da hukukçunun analitik düşünmesi gerekliliği ortaya çıkar. Hukukçu böyle zor bir durumla karşılaştığında gerekli detayları analiz edip , mantık çerçevesinde uygun kararı verebilme yetisine elbette ki sahip olmalıdır. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda değindiğimiz kavramlar önemlidir. Hukukun bir parçasıdır. Hukuk yazılı kurallardan ibaret değildir. Doğru algılanabilmesi için gerekli analizlerin yapılıp yanlış şekilde yorumlanmaması gerekir.

  28. Matematik, temelinde mantık ve akıl yürütme becerileri barındıran bir bilimdir. Hukukta ise kanuni argümanların yapılandırılmasında ve yorumlanmasında mantık ve akıl yürütmenin önemini vurgulayabiliriz. Her iki alanda da belirli kuralların, prensiplerin, prosedürlerin varlığı ve hatanın kabul edilemez olduğu gerçeği ışığında mantıksal düşünme, analitik problem çözme becerilerinin gerekliliği bu alanların benzerliğini ortaya koyacaktır. Hukukçunun analitik düşünmesi, bir hukuk sorununu, olayı veya davayı tüm yönleriyle değerlendirerek ayrıntılı bir analiz yapmasını ve bu analizler sonucunda mantıklı ve doğru sonuçlara ulaşmasını ifade eder. Hukukta objektiflik, kesinlik ve belirlilik gibi özellikler elbette hukukun işlevi açısından önemlidir. Fakat böyle kalıplara indirgemek mümkün değildir. Çünkü hukuk kültürden kültüre, insandan insana, vicdandan vicdana değişebilir bir kavramdır. Elbette buna yönelik olarak yargı kararlarının gerekçeli verilmesi, hukukun yorumlanmasında belirli kriterlerin varlığı; azami belirliliği, kesinliği, objektifliği sağlamaya yöneliktir. Hukukun değişen ve gelişen bir kurum olması da güncelliğin korunması açısından yerinde saymamayı amaçlayarak güncel problemlere karşı esnek bir tutum sergiler. Böylelikle hukukun geliştirilmesi de büyük önem taşır. Bu kavramlar başta insan ilişkileri olmak üzere iletişimi içerisinde barındıran her türlü olgu veya durumda son derece önemlidir. Objektiflik gerçeklere dayalı yaklaşımı hedefleyerek doğru ve tarafsız bilgi aktarımı için oldukça önemlidir. Kesinlik ve belirlilik ise iletişimin karşı tarafında yanlış anlaşılmalar meydana gelmesini engelleyerek doğru iletişimi sağlayacaktır. Bu netlik sayesinde insan ilişkilerinden hukuki argümantasyonlara kadar hiçbir iletişim kanadı mağdur olmamış ve zarar görmemiş olacaktır

  29. Hukuk ve matematik gündelik yaşantımızın ayrılmaz parçasıdır, Hukuk ve matematik, her ikisi de mantık ve akıl yürütme becerilerini gerektirir. Her iki disiplin de doğru ve tutarlı bir şekilde düşünme yeteneğini geliştirir. Matematik, sayısal işlemler ve formüller kullanarak sorunları çözme becerisi gerektirirken, hukuk, yasaları ve hukuki kavramları anlama ve yorumlama yeteneği gerektirir. Hukukun bazı alanları, özellikle vergi hukuku ve ticaret hukuku gibi alanlarda matematiksel kavramlar ve hesaplama teknikleri kullanılarak uygulanabilir. Ayrıca, hukukta mantık ve matematiksel kavramlar, belirli hukuki sonuçların alınmasına yardımcı olmak için kullanılır. Hukuku matematikten ayıran bir diğer kavram matematiğin evrensel olup, Hukukun ise toplumlara göre değişkenlik gösteren kanunları vardır.

  30. (1)Şahsi kanaatimce hukuk ve matematik arasında yakinen bir ilişki vardır. Hukukun matematiğe benzediği formalist düşünceyle anlaşılmaktadır. Çünkü hukuk aynı matematik gibi problemlerden ve çözümlerden ibarettir. İşin arka planında ise kanıtlama ve ispatlama vardır. Bir davanın kanıtlanması demek bir matematik teoreminin ispatlanmasına denk düşebilir. Davada mantıksal işlemlerin beraberinde bir sonuca ulaşılır tıpkı matematikte olduğu gibi. (2)Bu mantıksal-kavramsal hesaplama da hukukçuyu analitik düşünmeye sevk ediyor. Yani tümdengelim yöntemiyle karmaşık olayları küçük parçalara ayırarak pratik ve doğal bir çözüm yöntemi üretilmesi mümkün oluyor. Bir hukukçunun aynı bir olasılık problemi çözüyormuşçasına önüne gelen vakıanın en ince ihtimallerini, hangi kanun maddesinde çözümünün saklı olduğunu, sorunun minik detaylarını analitik düşünerek çözümün tamamını yakalaması beklenir.
    (3) Hukukta, modern toplumun bütün unsurlarının oturmasının başarılmasıyla objektiflik, kesinlik ve belirlilik mümkün hale getirilebilir. Fakat o modern toplumun yönetilmesi için seçilen lider bir karizmatik liderse ve iktidar; halkı değil de ancak ve ancak kendi menfaatlerini gözetiyorsa o toplumda bu bahsettiğimiz kavramlardan ancak kesinlik olabilir. Bu kesinliğin varlığı da tüm muhalefet olanların haksızlığa uğraması ile gündeme gelir. Yani hukuk ancak siyasetten bağımsız olursa kesin, objektif ve belirli olabilir. (4)Umarım bir gün bu kavramların önemini bir tek hukukçular değil hukuku ceplerine koyup arzuladıkları ölçüde dağıtan güç bağımlıları da anlar. Çünkü bu ilkelerin varlığı hukuka olan güvenin varlığı demektir. Halkın ülkesinde yaşarken kendisini güvende hissetmesi, yaptırımlara güvenmesi ve refah seviyesinin artması demektir.

  31. Hukuk pozitivisttir demek hukuku tam açıklamaz. Çünkü adaletin kavram karşılığı sadece akılla açıklanamaz. Adalet kesinlik içermez ve herkes için değişkenlik gösterir. Hukuk her ne kadar normlarla kesinleştirilmiş olsa da bu normların muhattabı olan insan davranışlarında kesinlik göstermez.İnsan sosyal bir varlık olduğu için ben hukuku pozitivist olarak değerlendirmeyi biraz eksik buluyorum.Hukuki pozitivizme göre normlar varoldukları için sorgusuz itaati gerektirmiş. İnsan sorgulayarak sonuçlara ulaşır, normları sorgulamadan kabullenmesi çok olası değildir. Cevap aranacak sorularımız arasında “hukuk matematiğe benzer mi “sorusu vardı. Matematiğe belli bir sistematiğe sahip olması yönüyle benzer fakat matematikte doğrular tektir. Kişiye göre değişkenlik gösteren sonuçları yoktur. Hukuk burada ayrılır matematikten, bir suçun tek bir sebebi yoktur.Pozitivizmle hukukun da bu noktada ayrıldığını düşünmekteyim.

  32. Genel manada, pozitivizm akımına göre bilgi yalnızca gözlem ve deneyle kazanılıp gelişmektedir. Hukuki pozitivizm de bu tanımdan yola çıkarak insan zihninin gözlem sınırını aşan olguları hukuk kuralı olarak kabul etmemekte, yürürlükte olan pozitif hukukun dışına çıkmamaktadır. Bu kapsamda, müspet hukuk dışında doğal hukuk veya dini-ahlaki değerler gibi birtakım olguların hukuk sistemi içinde yeri yoktur. Nitekim Austin de yürürlükte olan hukukun kaynağının ne gelenek ne de ahlak olduğunu, hukuk kurallarının yasalar- egemenin buyrukları olduğunu belirtir. Mahkemelerin uyguladığı hukukun kaynağı, egemenin ta kendisidir.
    Pozitif hukukun yazılı ve belirli bir sistem içindeki kurallar bütünü olduğunu düşündüğümüzde, mahkemelerde hukukun matematiksel bir modelleme içinde uygulanabileceği düşünülebilir. Kavramsalcılık akımı bu modellemeye yakınsamaktadır. Puchta’ya göre hukuk, mantıksal, kapalı ve boşluksuz bir hukuki kavramlar sisteminde elde edilir. Buna göre hâkimin uygulayacağı hukuk bellidir, herhangi bir yorum ya da takdir yetkisi yoktur, bir hukuki olaya tek bir doğru cevap vardır. Bu düşünceye, hâkimin “otomat makinesi hâkimi”ne dönüştüğü şeklinde eleştiri getirilmektedir. Kavramsalcılığın antitezi olarak Menfaatler Hukukçuluğu ise tüm hukukun doğası gereği çıkar yüklü ve amaca yönelik olduğu ifade eder. Dolayısıyla bu görüşe göre, toplumsal değerler ve amaçlar ile adalet, hakkaniyet gibi hukuki değerler de bir hukuki olayın analizinde hesaba katılmalıdır. Hart’ın ifadesine göre hukuki kavramlar ve hukuk kurallarının, anlam açısından açık ve tek olduğu yoruma kapalı çekirdek özü, bir de yorumlanabilir gölgeli alanı mevcuttur. Hukuki yorumlama ise bu öz ve gölge ayrımının yapılmasıdır. Bu tanımı esas aldığımızda hukukta objektiflik ve belirlilik, kuralın çekirdek/öz parçasında vücut bulabilir, bunun dışında kalan gölgeli alanda ise hâkim, yorum ve takdir yetkisini kullanacaktır.

  33. Matematik…
    Çoğu zaman aksiyomlarla başlayıp, türlü çabalarla hipotezlerin ispatı ile Teoriye dönüşme ve tüm evrende aynı anlamı taşıma…
    Matematik; harflerin sembollerin bir araya gelerek evreni anlatma, resmetme dili.
    Yayılma alanı, derinliğinin sınırı olmayan çok evreli bir bilim.
    Şekiller ve sembollerin belli bir sıra, düzen ve kural içerisinde bir araya gelerek mantık çerçevesi içerisinde sonuçlara, anlamlara ulaşan teknik bir bilim.

    Matematik kesindir, nettir, açıktır.
    Şüpheye yer vermez; vardır ya da yoktur. ‘Doğru’ dur ya da ‘ yanlış’ tır. Ulaşılacak sonuç bellidir, kesindir. Yöntemler değişse de varılacak son aynı sondur.

    Peki ya Hukuk, Bilim midir?
    Bu hafta verilen makalelerde de gördüğümüz üzere Langdell ‘ Hukuk bir bilimdir’ önermesini ileri sürenlerden. Ki ona katılmayan pek çok görüş de mevcut elbet. Bu tartışmaya girmek de şu an yersiz. Görüş bildirmek istediğim diğer kısma geçelim;

    Hukuk Matematiğe benzer mi?
    Benzerlikleri yalnızca şekil, uygulama, teknik açısından.

    Hukuk bir soyut normu somut olaya altlayarak sonuca ulaşır. Bir suç işlenir, bu suçun hukukta karşılığı olan soyut normu ona uygulayarak yaptırımları ile karşılaşırsınız.

    Matematik de soyut durumda olan formülleri, Teorileri kullanarak; evrende başımızı çevirdiğimizde gördüğümüz tüm nesnelerde kendini bize gösterir. İntegral alarak bir arsanın yüzölçümünü hesaplarken, Eğim alarak bir yol, bir çatı inşasında Matematiği görürsünüz. Örnekler artırılabilir. Demek istediğim ikisi de şekil, biçim bakımından benzerlik taşımaktadır. Soyut olanı somut olan üzerinde görme olanağını sağlar.

    Gerek Matematikte, gerek Hukuk alanında analitik düşünme becerisi çok önemlidir. Bu da bir diğer benzedikleri yan olarak alınabilir. Çünkü bu beceriye sahip hukukçular iyi bir gözlemle olayları analiz ederek, daha avantajlı olan stratejiyi belirlemede ya da gerçekleri ortaya çıkarmada güçlük çekmeyecektir.

    Bunun dışında aslında pek de bir benzer yan görememekteyim şahsen.
    Çünkü Hukuk Matematik gibi kesin değildir! En büyük ayrım burada başlamakta belki de. Çünkü Hukuk insanla uğraşır, insan davranışı ve eylemleriyle. İnsanların her biri nitelik bakımından farklı farklı iken, düşünceleri, niyetleri bambaşka iken, tek bir doğrudan bahsedilebilir mi? Duruma, şartlara, zihinsel farklılıklara göre bir çok etmen varken… Mümkün değil.
    Matematik bu anlamda işleme girenlere eşitlik sağlayıp ona evrensellik kazandırırken, Hukuk ; herkese, her koşulda, tek biçimde bir norm uygularsa adalet nasıl sağlanabilir ? Ya da uygulanan bu eşitlik ile adalet sağlanır mı? Adil mi olunur?… ( Hukuki pozitivizm buna evet dese de aynı görüşte kesinlikle değilim! )
    Hukuk bu denli objektif olamaz, evet genel ve soyut kurallar olması elbette gerekli, olmazsa olmazlardan. Fakat yukarda bahsettiğim ya da Keyman’ ın ya da Ertuğrul Uzunun makalelerinde de işaret edilenler nedeniyle Formalizm içerisinde bir kanun çıkarıp ( üstelik ne vicdani ne de adil olmayan, siyasi faydalar sağlamaya yönelik, ırkçı, ayırıcı vs… ) Pozitivist bakışla ‘ Kanun kanundur!’ denilemez! Bu kabul edilemez! Hukuk bir yere kadar objektif olabilir… Kesinlikten kasıt makalelerdeki gibi Kanunilik anlamında ise tamam, hukuk kanunidir denebilir fakat Kesinlik anlamında kullanılıyorsa; Hukuk bir devinim içerisindedir; dönüşen, gelişen insanlar, çağlar, teknolojiler yadsınamaz. Öteden beri süregelen kanunlar da değişir, değişecektir..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s