13. (Son) Hafta Hukuk Felsefesi Dersi

Bu (son) hafta derste onarıcı ve usuli adalet kavramlarını ele alıp tartışacağız. Bu kapsamda aşağıdaki makalelerin okunması ve bunlara dair görüş / eleştiri yazılarının 31 Mayıs Çarşamba günü saat 18:00’e kadar Blog üzerinden iletilmesi gerekmektedir.

Ayrıca genel bir ders değerlendirmesi de yapılacak olup, varsa görüş, eleştiri, öneri, önceki konulara dair sorularınızı da düşünün.

“13. (Son) Hafta Hukuk Felsefesi Dersi” için 16 yorum

  1. Bir zarar ve mağduriyet karşısında toplumun beklediği gerçekleştirilmesi gereken bir adalet vardır. Bu adaletin özellikle Türkiye’de görünümü cezalandırıcı adalet şekliyle karşımıza çıkar.
    Suçları işleyen faillerin ıslahı ve cezalandırılması amacıyla hapishaneler ortaya çıkmıştır. Modern dönemdeki cezalandırıcı adalet anlayışı, kişilerin özgürlüğünü kısıtlayarak bir ıslah etme yolu seçer. Burada idam gibi ceza anlayışları yoktur. Amaçlanan, suçluların hapishanede işlediği suçun yanlış olduğunu kavramasıdır. Ancak bu sistemde verilen ceza her ne kadar mağdurun bir nebze içini soğutup toplumun diğer bireylerine göre de adalet sağlanmış olsa da, amaçlananın aksine failde tam anlamıyla bir ıslah söz konusu olmamaktadır. Hapishanelerde çok uzun zaman geçiren kişinin yeniden topluma entegre olma aşamalarının sancılarının yanı sıra hapishanede bulunduğu diğer suçlularla beraber yanlış eyleminin düzelmesi yolunda adımlar atamaz. Fail, hapishanenin dışına adımını attıktan sonra, suça eğilimli yönleri törpülenmediği için tekrardan suç işleme potansiyeline sahip olup, suçun mağduru olan kişilerde ise öç alma duygusu devam etmekte olabilir. Bu sebeple salt cezalandırıcı adaletin uygulanması, ortaya çıkan sosyolojik sorunları tam manasıyla çözmekte yeterli değildir. Onarıcı adalet ise tam da bu noktada problemlere çözüm bulmakta işe yarar. Faille mağdurun süreci yönetebilecek bir uzmanla beraber karşı karşıya getirilip soğukkanlılıkla bir konuşma ortamının yaratılması gerekmektedir. Bu süreçte mağdur yaşadığı üzüntüyü ve elemi anlatırken fail de buradan yaptığının yanlış olduğu ve pişman olduğunu dile getirmesi beklenir. Bu süreçte failin ve mağdurun ailelerinin de katılması önem kazanır. Mağduriyetin etkilerinin nasıl giderileceğine yönelik faille mağdurun bir uzlaşmaya gidip “af” kurumunun da önem kazanması da sürece katkı sağlar.
    Adaletin ve kişilerin istismar edilmeden uygulanabilmesi için cezalandırıcı ve onarıcı adaletin harmanlanarak somut olayların niteliklerine ve kişilerin taleplerine cevap verecek şekilde uygulanması gerekir.

  2. Onarıcı adalet anlayışının kökenleri çok eskiye dayansa da tekrardan gündeme gelip uygulanması yakın tarihli bir durumdur. Hızla uygulanan ve daha fazla bölgeye yayılan onarıcı adalet anlayışında mağdurun zararının giderilmesi anlayışı ön plandadır. Fail de göz ardı edilmemiştir failin de tekrardan topluma kazandırılması ve suçlu damgasıyla hayatı boyunca yaşamaması hedeflenmektedir. Onarıcı adalette diyalog süreci önemlidir. Bu süreçte mağdur failin hareketi sonrası yaşadıklarını , hareketin üzerindeki etkisini anlatmakta fail ise kendi açısından olayı aktarmaktadır. Bu süreç sonunda tarafların uzlaşması ve faile cezadan daha çok yaptığı hareket ile mağdura ve topluma verdiği zararı giderme imkanı tanınması hedeflenmiştir. Ancak bu sürecin uygulanması için iki tarafın da karşılıklı rızası gerekir. Onarıcı adalet anlayışında klasik cezalandırıcı adalet sistemine göre mağdur daha ön plandadır çünkü cezalandırıcı adalet sisteminde suç devlete karşı işlenmiş kabul edilirken onarıcı adaletten suçun mağdura karşı işlendiği dahası topluma karşı işlendiği düşüncesi vardır. Onarıcı adaletin uygulandığı birçok farklı yöntem vardır bazen aile üyeleri yargılamada yer alır bazen taraflar arasında uzlaşma sağlanmaya çalışılır. Bunların hepsinin amacı mağdurun zararının giderilmesi içindeki hınç duygusunun köreltilmesi ve failin hatasını anlayıp suçlu kişilikten uzaklaştırılmasıdır. Onarıcı adalet anlayışı bazı suçlar ve suçlular için uygulanabilir. Ancak bunun bir sınırı olması gerektiğini düşünüyorum . Mağdur için telafi edilip zararı karşılanabilecek suçlarda faile karşı daha insani yaklaşılıp ona ikinci bir şans verilebilmeli ama her suç için bunun uygulanmasını bazı kişiler için fazla affedici görüyorum. Onarıcı adaletin amacı toplumdaki insanların birbirine karşı daha affedici yaklaşıp suçluluğun bu şekilde bir dayanışmayla en aza indirilmesidir. Eğer mağdurda ağır hasarlar bırakmadıysa uygulanması toplum için çok da verimli olabilir . Bu sayede fail hapishane ortamında diğer suçlularla iç içe kalmayacak aynı zamanda toplumun dışına da itilmek zorunda kalmayacaktır ancak herkesin bu muameleyi hak ettiğini düşünmüyorum . Özellikle vahşice işlenen bazı suçları işleyen kişilerin cezalandırılmasının toplum için daha faydalı olduğu ve devlet eliyle toplumun dışına itilmesinin toplumun daha yararına olduğu kanısındayım. Toplum için affedicilik ve uzlaşma toplumun yararına olup daha adil bir ortam sağlasa da bazı olaylarda toplum değerleri çok fazla zedelendiği için bir cezalandırma olmazsa hem toplum içinde bir kargaşa ortamı oluşabilir hem de suçlara karşı bakış açısı değişip daha çok işlenebilir. Onarıcı adalet anlayışı pek çok bakımdan daha insani daha ılımlı bir yaklaşım olsa da cezalandırıcı adalet anlayışıyla birlikte uygulanmalı ve aralarındaki denge gözetilmelidir.

  3. Onarıcı Adalet, toplumsal zararların telafisi ve toplumdaki yaraların iyileştirilmesi amacıyla suçlularla mağdurlar ve toplum arasında diyalog kurmayı amaçlayan bir adalet yaklaşımıdır. Onarıcı Adalet yaklaşımı cezalandırmaya odaklanmak yerine, suçun neden olduğu zararları telafi etmeye ve gelecekte benzer suçların önlenmesine odaklanır. Bu yaklaşımda suçlu kişinin sorumluluğunu kabul etmesi ve mağdurdan özür dilemesi önemlidir. Aynı zamanda mağdurun da suçluyu affetmesi hedeflenir. Böylelikle toplumdaki yaraların sarılması amaçlanır.Onarıcı adalet, bir suçun işlenmesi sonucu ortaya çıkan zararların telafisi amacıyla kurulan bir adalet sistemi olarak tanımlanabilir. Bu adalet sistemi, suç mağdurlarını ve toplumu memnun etmek, suçluları sorumlu tutmak ve toplumsal barışı sağlamak için tasarlanmıştır.Ancak, onarıcı adaletin sınırlı uygulama alanları da vardır. Özellikle ağır suçlar ve suçluların tekrarlayan davranışları gibi durumlarda, onarıcı adaletin yeterli olamayacağı düşünülebilir

  4. Onarıcı adalet ve cezalandırıcı adalet, suçlarla ilgili farklı yaklaşımları temsil etmektedir, Ceza Hukukunun temel amacı, Islah edici olmak, toplumsal ve sosyal barışı sağlamak, suç işlenmesini önlemek, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini ve Hukuk devletini korumak olarak bilinmektedir. Cezalar genellikle hapishane cezaları, para cezaları gibi yaptırımlardan oluşmakta. onarıcı adalet farklı bir yaklaşımı benimsemektedir , Onarıcı adalet, suçun zarar verdiği ilişkileri ve toplumu düzeltmeye odaklanır. Bu adalet anlayışı, suçun mağduruyla suç işleyen arasında bir etkileşim ve ortak yolu bulmayı amaçlar. Kişininin ıslah edilip, tekrardan topluma kazandırılması hedeflenmektedir, ancak cezalandırıcı adalet sisteminde ise suç işlerken bu kişileri bu eylemlerden vazgeçirebilmek için o eylemin doğuracağı faturanın ağırlaştırılması yani kişinin yeteri şiddette cezalandırılması gerekmekte olduğu bilinmektedir. Cezalandırıcı adaletin temel amacı, suçlulara adaletin sağlandığını göstermek ve toplumun düzenini korumaktır. Bu adalet anlayışında ceza, suçun caydırıcılığını ve toplumsal güvenliği sağlamak amacıyla bir araç olarak kullanılır. Suç işleyen kişilerin cezalandırılması, başkalarını aynı suçu işlemekten caydırmayı ve suç oranını azaltmayı hedefler, cezalandırıcı adalet, suç işleyen kişilere suçlarının sonuçlarına dayalı olarak ceza verilmesini savunan bir adalet anlayışıdır Suçluların sorumluluğunu kabul etmeleri ve toplumun düzenini korumak amacıyla cezalandırılmaları üzerine kuruludur.

    Hukuk Sosyolojisi dersinde gördüğümüz, Bir toplumda 0 < Suç < 1 arasında olması durumu, sağlıklı bir toplumda suç her zaman 0 ile 1 arasındadır , 0 veya 1 olamaz denilmiştir ( 0, olması durumunda o toplumda hiç suç olmadığı anlamına gelmekteydi, baskıcı ve cezalandırıcı bir anlayış olduğu bilinmekteydi, 1 ise o toplumdaki herkesi kapsayacak şekilde, herkesin suçlu olduğunu, üzerlerinde baskı olmadığını ifade etmek deydi )

    Bu bağlamda şu çıkarımları yapabiliriz, bir toplumda gerekli cezalandırıcı bir sistem konusunda gerekli yaptırımlar uygulanmaz ise o toplumdaki kişiler sürekli olarak suçu tekrar edecektir, artık bu suçları alışkanlık haline getireceklerdir. Artık bu durum kısır döngü içine girecektir. Kişiler suçları işleyip işleyip sonucunda gerekli cezaları alamadıkları durumunda işin içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Kişilerin, para cezası veya denetimli serbestlik karşısında tekrar bırakılması durumunda o kişide demek ki bir yaptırım olmayacağı durumunu uyandıracaktır. Bu bağlamda kişiler tekrar tekrar suç işlemeye yöneleceklerdir.

    şahsi görüşümce, kişilere karşı işlenen, ve tekrar edilen suçların cezalandırılması,
    en ağır şekilde olması gerekmektedir. Çünkü sürekli tekrarlanıp, bir yaptırım karşısında tutulmayıp onarıcı adalet sisteminde suç sürekli tekrar edecektir.

    özellikle kadınlara, çocuklara, ve kendilerini savunamayacak karşı kişilere karşı suç işlendiği durumlarda cezaların en ağır şekilde verilmesi, kanaatimce görüşümdür, Cezalandırıcı Adalet sisteminde en önemli amaç kişiyi caydırmak, ve bu durumun tekrarlanmaması için kişiyi önlemektir.

    Onarıcı adalet sisteminde ise maalesef ki Basit kasten adam yaralama suçu, Tehdit suçu, Konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi suçu, Nitelikli hırsızlık suçu, Dolandırıcılık suçu, Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu ülkemizde uzlaşma kapsamında işlenen suçların içine dahil edilmektedir.

    Bu onarıcı adalet sistemi mantığıyla, yaklaşılınca maalesef ki suçlu olan kişiler, tekrar tekrar suçları işleyip bir şey olmaz mantığıyla yaklaşacaklardır.

  5. Onarıcı adalet kavramı ceza adalet sisteminin 2 başarısızlığı sonucu ortaya çıkmıştır.
    1) ceza uygulamasının faillerin davranışı değiştirmesini sağlayamadığı ve yeniden suç işlemesini önleyemediği anlaşılmıştır.
    2) mevcut ceza adalet sisteminin faillerin taleplerini karşılamadığı ve birçok kez mağdur ettiği anlaşılmıştır.
    Onarıcı adalet sisteminde diyor ki sadece fail ve mağdur değil tüm toplum göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü suç toplumsal sonuçları olan bir olgudur.
    Onarıcı adalette hedeflenen failin eylemi nedeniyle oluşan zararın giderilmesi ve maddi-manevi olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasıdır. Onarıcı adalet kavramında taraflar arasındaki sorun, suç teşkil eden davranışlar ‘öpüşüp barışma’ yoluna indirgenmiş. Amery kendi dönemindeki anlayışı bu yüzden eleştirmiştir. İçindeki öfke, üzüntü duygusu ne bir özürle ne de kısasa kısas uygulansa dahi geçmeyecek, ne olursa olsun tatmin olamayacağı bir duygu… yazdığı makalede gelecek nesillere bile duyduğu güvensizlik hissi aslında nefretinin hiçbir zaman sönmeyeceğini gösteriyor. Asıl amacı cezalandırmadan ziyade onarma olan onarıcı adalet kavramının yaralarını sarma ve gerçek anlamda sulh gerçekleştirme konusuna katılmıyorum. Yani A kişisi çıkıp B kişisine karşı X suçunu işleyecek, adalet sistemi, B kişisine ‘gel bakalım maddi manevi seni onaralım’, A kişisine de ‘X suçu senin nasıl aklına girmiş, gel seninle X suçunu dövelim. Çok tepki olmasın diye biraz şurada burada ahlaklı işler yap sonra git’ diyor diye anladım.
    Amery varsayımsal adalet kavramından memnun değil. Amery’nin denemesinde hınç duygusunun gerçek insani boyuta yani geleceğe çıkışın önünü kesiyor diyor. Bu duygu iki farklı imkansızı talep ediyor: geçmişe dönmeyi ve olmuş olanın feshini… Empati kurulduğunda gayet anlaşılabilir bir duygu. Mesela bir birey olarak veya toplum olarak değerlendirdiğimizde, kendimize, kendi değerlerimize, kendi düşüncelerimize, kendi düşüncelerimizden olan insanlara, kendi vatanımıza, ailemize karşı yapılan hiçbir durumu, yapan kim olursa olsun kabul etmeyiz. Ve elbette ki içimizde oluşan öfke veya adı her neyse o duygunun esiri olarak bir adalet bekleriz. Bu adalet, kimilerinde kötü hissettiren o duygu yok olduğunda gerçekleşmiş olur, kimilerinde somut olarak bir fiil ile telafi edildiğinde gerçekleşmiş olur. Evet, affetmek erdemdir ancak minik şeylerden bahsetmemekle beraber işlenen hiçbir suç, yapılan herhangi bir kötü davranış hadi sarılın barışın, öp elini özür dile bakayım ile çözülemez. Hele ki bir insana, insan olduğu unutularak yapılan şeyler; dinine, diline, tenine, görüşüne, görünüşüne, rengine yapılan hakaretler, rahatsız edici söylemler ve fiziksel hareketler…

    Dolayısıyla benim düşünceme göre, onarıcı adalette olduğu gibi önce suçlamaya cezalandırmaya değil de mağdura odaklanmak gerekiyor. Ancak bu süreçte failin yaptığı geri planda kalmaması gerekiyor. Keşke mağduru gerçek anlamda rahatlatacak şekilde bir düzenlemeye gidilebilse.. ancak bu olaydan olaya, kişiden kişiye değişiklik göstereceği için zaten olabilecek bir durum değil..
    Ben onarıcı adalet görüşündeki gibi suçlunun değil de suçun suçlanmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. İnsan yaptıklarıyla sorumlu bir varlıktır. Sorumluluğu çerçevesinde de yaptırıma katlanması gerekir.

  6. Onarıcı adalet görüşüne göre suç işleyen fail geleneksel ceza yöntemleri ile cezalandırılmamalıdır. Ceza yerine zarar verdiği mağdurun zararını karşılamalı, mağdur ile fail barıştırılmalı ve bir an önce topluma entegre olması kolaylaştırılmalıdır. Kanaatimce ceza hukuku açısından tamamen onarıcı adaletin uygulanması pek olası değildir. Çünkü failin suç işlemesi sonunda çekeceği ceza mağdurun zararını gidermekle bitmemelidir. Mağdurun zararına sebep olduğu için zararını tazmin etmekle birlikte işlediği fiilin cezasına da ayrıca katlanmalıdır ki caydırıcı olsun, bir daha işlemesin. Onarıcı adalete göre faillerin mağdura verdiği zarar oranında sorumlu olması suçu kolaylaştırabilir. Nitekim suç işlemek isteyen kişi, sadece verdiği zararı karşılayacağını bildiğinden nefsine uyarak suça kolayca gidebilir. Yani ekonomik durumu iyi olan kimseler rahatlıkla suç işleme fikrine kapılabilir. Bunun dışında zararın giderilmesi mağdur açısından önemli olsa da kimi suçlarda zararın giderilmesi mağdura yetmemektedir. Mesela cinayet suçunda öldürülen mağdurun zararı giderilemez, ailesinin zararı giderilse bile aile üyeleri faile karşı kin ve tahrik içinde olacaktır. Failin zararı karşılayıp normal hayatına devam etmesi maktul yakınları açısından tahrik edici olur ve suç işlenmesini adeta kaçınılmaz kılar. Böylece maktul yakınları faile zarar verir ve yeni suçların oluşumuna sebep olunmuş olur. Bu durumlardan hareketle onarıcı adalet görüşünün her suç açısından uygulanabilmesi kanaatimce mümkün değildir. Her ne kadar toplumdan topluma değer yargıları değişse de genel manada hiçbir mağdurun sadece zararının giderilmesi sonucunu onaylayacağını düşünmüyorum.

  7. Cezalandırıcı adalet, suçluların fiillerinden dolayı cezalandırılmalarını ve toplum düzenini korumak için caydırıcı bir etki yaratmayı amaçlar.Onarıcı adalet ise suçun bir sonucu olarak ortaya çıkan zararı onarmaya odaklanır ve mağduru, suçluyu ve toplumu dahil eden bir süreci içerir.Yapılmış olan suç sadece mağdura zarar vermez tüm topluma zarar verdiği düşünülür.Onarıcı adalet yaklaşımına göre, suçlu, mağdura verdiği zararı kabul etmeli, sorumluluğunu üstlenmeli, pişmanlık duymalı ve zararı telafi etmek için çaba göstermelidir. Onarıcı adalet sistemi, suçlu ve mağdur arasında diyalog ve anlayışı teşvik eder ve toplumu da suçun etkileri hakkında bilinçlendirir.
    Her iki yaklaşım da adaletin farklı boyutlarını vurgular. Cezalandırıcı adalet, suçun cezalandırılmasını ve toplumun güvenliğini sağlamayı önceliklendirirken, onarıcı adalet, zararı onarma, sorumluluk alma ve toplumsal iyileştirme süreçlerine odaklanır. Suçluları sadece cezalandırmak kısa süre içerisinde adaleti sağlamış gibi görünse de uzun sürede bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum.Suçluları toplumdan dışlayarak onları topluma geri kazandırmadan sadece cezalandırmaya odaklanırsak suçları önleyemeyiz sadece yapılmış olan suçları cezalandırmakla kalırız.Ayrıca onarıcı adaletteki ,suç sadece bireye karşı işlenmemiştir mağdur aynı zamanda toplumdur görüşüne ise katılmaktayım.Örneğin ülkemizde büyük bir sorun olan kadın cinayetlerine baktığımızda işlenen her suç kişileri özellikle de kadınları tedirgin etmektedir ve yaşam koşullarını sınırlandırmaktadır.Çünkü kişiler başkasına işlenmiş bir suçun birgün kendisine de işlenebilme imkanını düşünmektedir işte tam olarak bu yüzden sorun kökten çözülmelidir.Peki ya çözüm sadece onarıcı adalette mi ya da cezalandırıcı adalette mi konusunda ise bir dengenin sağlanması gerektiği görüşündeyim.

  8. ONARICI VE CEZALANDIRICI ADALET ANLAYIŞI’NIN KARŞILAŞTIRILMASI

    Cezalandırıcı adalet sisteminde suçun mağduru devlettir.
    Onarıcı adalet sisteminde ise suç bir bireye veya bir topluma karşı
    gerçekleştirilmiştir. Cezalandırıcı adalet sisteminde failin devlet tarafından birtakım yaptırımlara tabi tutulmasındaki amaç caydırma ve yeni bir suçun oluşmasını engellemektir. Ancak onarıcı adalet sisteminde suçun telafisi amaçlanır ve suçun telafi edilmesi sadece failin görevi değil, hem mağdurun hem de failin görevidir. Yine bu iki sistem arasındaki en önemli farklardan biri de yaptırımdır. Onarıcı adalet sistemi yaptırım uygulamalarının toplumdaki ilişkilerin aksamasına ve toplum içindeki uyumun ortadan kalkmasına neden olduğunu savunurken cezalandırıcı adalet sisteminde yaptırım kişinin suç işlemesini önleyen ve davranışlarını düzelten bir uygulama olarak kabul edilir.
    Ceza yargılamasında ülkemizdeki en önemli onarıcı adalet uygulaması uzlaştırmadır.

  9. Aslında lisans öğrencisi olmadığım halde ve bu dersi almamama rağmen konuyla ilgili kendi yorumumu çekinerek de olsa yapmak istedim, konu ile ilgili olarak biraz metinlere değinip biraz da kendi fikrimi ve deneyimimi belirtmek isterim.

    Onarıcı adaletin ne olduğu meselesi yıllardır konuşulagelmekte. Aslında Beccaria’nın Suçlar ve Cezalar Hakkında isimli yapıtında yer verdiği üzere cezalandırma eskiden halkın göreceği şekilde, çok acımasızca kişinin infaz edilmesi ile gerçekleşmekteymiş, sonrasında hapishane fikri ortaya atılmış ve suçluların bu şekilde cezasının infazı özgürlüğünün elinden alınması suretiyle gerçekleşmeye başlamış, lakin bir durumda fail canını yitirmekte, öbüründe ise özgürlüğünü yitirmekte. Bu konu bana kalırsa çeşitli yönlerden ele alınabilir. Öncelikle idam edilen bir suçlunun ıslahı zaten mümkün değil, cezaevine giren mahkumların da Bailey ve Kury’nin de belirttiği üzere bu kurumların “kriminojenik” ortamıyla tanışması oldukça olumsuz bir durum, kişi burada suç işlemenin farklı tekniklerini öğrenmekte, suç işlemeyi makulleştiren bir zihniyet ile karşılaşmakta, hatta bazen cezaevinde edindiği arkadaşları ile dışarı çıktıklarında yeni işleyecekleri suçların planını yapmakta. Kendi deneyimimde de ilk kez tutuklananlar hariç şüpheli ve sanıkların aslında cezaevine girmekten o kadar da korkmadıklarını fark ettim. Dahası bu şüpheli ve sanıklar ceza kanunlarını da çok iyi bilmekte, bu sayede cezaevinde birbirlerine tavsiye ve telkinlerde bulunmaktalar. Bu noktada cezalandırıcı adalet sisteminin suçluların ıslahı açısından neredeyse işe yaramadığını söylemek oldukça mümkün.

    Öte yandan, cezalandırıcı adaletin bir diğer olumsuz yanı da fail ve mağduru (bilhassa mağduru) travmatize edici bir yanı olması. Mahkemede sürekli karşı karşıya gelinmesi mağdur açısından tekrardan olayın yaşanması anlamına geliyor ve travma sonrası stres bozukluğu yaşanması kadar doğal bir durum yok. Kasten öldürme gibi dosyalarda ise bu durum daha da travmatik olabiliyor zira bu kez aileler karşı karşıya gelmiş oluyorlar. Avukatlık stajımdayken bir ağır ceza dosyasının ilk duruşmasında iki aile bu nedenle kavga etmişlerdi ve mahkeme salonunda oldukça kalabalık bir çevik kuvvet ekibi bekletilmişti.

    Adı üstünde cezalandırıcı adalet sistemi olunca mağdurlar failin uzun yıllar cezaevinde kalmaya mahkûm edilmesini, bazen tutuklama sebepleri somut olayda gerçekleşmese bile tutuklanmasını, yüklü para cezaları ödemesini veya tabir caizse artık insan içine çıkamaz duruma gelmesini istiyorlar ve bu gerçekleşmeyince de adalet sistemine olan inançlarını yitiriyorlar zira bir anlamda mağdur failden bu şekilde öç almış olacaktı ancak devlet buna engel olmuş oldu. Dahası suçlulara yönelik genel veya özel af çıkması da hem mağdurun adalete inancını olumsuz etkiler, hem de failin “nasıl olsa cezalandırılmıyorum, suç işlememde sakınca yok” düşüncesini körüklemiş olur.

    Onarıcı adalet ise burada saymış olduğum ve daha niceleri sayılabilecek sakıncaların önüne geçebilecek bir sistemdir. Aslında failin ve mağdurun olaya yabancılaşmamasını da sağlamaktadır. Şöyle ki fail yapmış olduğu eylemle yüzleşecek ancak kendisine yeniden iyiliği seçmek veya kendisini düzeltmek için bir şans verilmiş olacaktır. Mağdur ise olaydan kaynaklı yaşamış olduğu travmayı tekrardan yaşamak yerine kendiyle, faille ve adalet sistemiyle bir anlamda barışmış olacaktır. Üstelik onarıcı adalette örneğin ülkemizde uzlaştırma kurumunda failin yerine getireceği edimler çok çeşitli olabilecek ve faile de gerçekten ıslah edici veya topluma faydalı edimler yaptırılabilecektir. Dahası bunu yaparken suçu ikrar etmesi veya rencide olması da gerekmemektedir. Bu noktada iki yönlü olarak gerçekten onarıcı adalet sistemi iyileştirici olabilir.

    Konuyu yine kendi tanık olduğum bir olayla kapatmak isterim. CMK görevimde bana gelen bir hırsızlık dosyasında fail ve mağdur dükkanları yan yana olan iki komşuydu. Fail ürünleri çaldığını itiraf edip olayın ertesi günü çaldığı ürünleri mağdura teslim etmişti, hatta vermiş olduğu zararı da gidermişti lakin olaya ilişkin soruşturma da açılmış, akabinde iddianame kabul edilerek dosya mahkemeye intikal etmişti. Mağdurun dinlendiği celsede hâkim -mağdurdan da yaşça küçük olan- failin mağdurdan samimi olarak özür dilemesini, çalıştıkları yerde mağdurla karşılaştığında mutlaka ona selam vermesini ve bu olayı her seferinde hatırlayarak başını öne eğmesini tembihlemişti. O esnada gerçekten failin pişmanlığı görülmekteydi. Elbette failin samimi olup olmadığı bilinemez, belki de o an sadece özür dilemiş olmak için özür diledi ama hâkimin tutumu gerçekten bana onarıcı adaleti hatırlattı ve elbette yaşananı fail de mağdur da unutmayacak ancak en azından aralarındaki kin, düşmanlık ve hınç hisleri bir nebze de olsa azalmış olacak. Her suçta veya her somut olayda onarıcı adalet sistemine ilişkin uygulamalardan yararlanılamayabilir ancak onarıcı adaletin ceza yargılamasına bir insani dokunuş katacağı muhakkak.

  10. Hukuk felsefesi temelinde onarıcı adalet, suçun sadece cezalandırılmasıyla yetinmeyen, aynı zamanda suçun nedenlerini anlamaya, zarar görenin iyileştirilmesine ve toplumun yeniden sağlıklı bir dengeye kavuşmasına odaklanan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, suçun bireysel eylemlerden ziyade sosyal ve yapısal faktörlerle ilişkili olduğunu kabul eder ve suçun tekrarını önlemeyi amaclar. Onarıcı adalet, mağdurların aktif katılımını teşvik eder ve onların adalet sürecinde söz sahibi olmalarını sağlar. Bunun yanı sıra, onarıcı adalet suçluların rehabilitasyonunu ve topluma yeniden kazandırılmasını önemser. Suçlunun sadece cezalandırılması yerine, hatalarının farkında olması, suçun nedenlerini anlaması ve toplumda tekrar uyumlu bir birey olarak yer alması hedeflenir. Onarıcı adalet, suçun kökenine inmeyi ve sosyal adaletsizliklerle mücadele etmeyi de önemser. Suçun sadece bireysel bir hatadan kaynaklanmadığını, toplumsal koşulların ve yapısal sorunların etkisiyle gerçekleştiğini kabul eder. Sonuç olarak, onarıcı adalet, hukuk felsefesini temel alarak suçun sadece ceza verme sürecinden ziyade zarar görenin iyileştirilmesine, suçlunun sorumluluğunu üstlenmesine gider. Ki hukukun amacı da öç alma gibi salt cezalandırma yönteminden çok onarıcı adaletle toplumsal ya da birseysek sorunları çözmeye odaklanması daha doğrudur.

  11. Onarıcı adalet, suçlunun mağdura veya topluma zarar verdiği durumlarda odaklanır. Bu yaklaşım suçlunun sorumluluğunu kabul etmesini ve zararın telafi edilmesini amaçlar. Onarıcı adalet suçlunun mağdura karşı özür dilemesini, zararın tamir edilmesini ve mağdurun iyileşmesini teşvik eder. Bu yaklaşım suçlunun toplumla olan ilişkisini de ele alır ve toplumsal onarımı hedefler. Onarıcı adalet suçluyla mağdur veya toplum arasındaki ilişkiyi vurgular. Usuli adalet ise adil bir süreç sağlama ve yasal kuralların uygulanmasına odaklanır. Bu yaklaşım adil bir prosedürün takip edilmesini vurgular. Usuli adalet hukuka uygunluk, tarafsızlık, adil yargılama ve eşitlik ilkelerine dayanır. Bu yaklaşım kanıtlara dayalı bir yargılama sürecini teşvik eder ve suçlunun haklarını korur. Usuli adalet,ceza adalet sistemininde suçlu ile ilgilenilmesi gerektiğini düşünür. Onarıcı adalet ve usuli adalet, adalet kavramının farklı yönlerini temsil eden iki yaklaşımdır. Her iki kavram da adaletin farklı yönlerini ele alırken bazı durumlarda birbirleriyle de bağlantılı olabilirler. Usuli adaletin uygulanması da onarıcı sonuçlara yol açabilir.

  12. ONARICI & USULİ ADALET
    Onarıcı adalet, temel prensip olarak geleneksel ceza sistemlerindeki odak noktayı değiştirmeyi amaçlamıştır. Sistemlerin cezalandırmaya odaklanmasına karşın onarıcı adalet, daha çok mağdurun ihtiyaçları ve suçun toplum üzerinde yol açtığı zararların telafisine odaklanmaktadır. Bu adalet anlayışı suçlunun sorumluluğunu kabul etmesinin ardından mağdurun zararlarının telafisini, daha sonra da suçluyu topluma kazandırmayı hedefler. Hukuk düzenlerinde de belli bir noktaya kadar benimsenmesi gereken anlayış budur. Her düşünce gibi bu anlayışın da zayıf yönleri bulunmaktadır. Bu sebeple sistemin genelinde değil de belli bir noktaya kadar kullanımı fikrimce daha uygun olur. Topluma kazandırılamayacak, mentalitesi anlaşılamayacak, dolayısıyla tehlikeli olmaya devam edecek bir kişinin onarıcı adalet kapsamında bu sisteme katkı sunması düşünülemez. Bu tip vakıalar dışında suçlular hakkında akıllarda belirmesi gereken ilk düşünce onların suça yönelmelerine yol açmak değil de topluma kazandırılmaları olmalıdır. Usuli adalet ise sağlıklı olan hukuk sistemlerinde koşulsuz şartsız gözetilen, sınırları hukuk kuralları ve ilkeleriyle çizilmiş olan bir kavramdır. Kişilerin hukuk düzeni karşısında eşit olmaları ve adil bir yargılanma süreci geçirmeleri için hayati önem taşır. Bu sebeple usuli adaletin mutlak olarak uygulanması, sağlıklı şekilde işleyen bir hukuk sisteminin sağlam temeller üzerine kurulmasına olanak tanır.

  13. Organik toplumların hukukunun ıslah ediciliği nasıl uygulanabilir, toplumların ilerlemesi ve nüfusun artmasıyla meydana gelecek büyük çapta sorunlar ve ihtiyaçlar, beklentiler ve alınan sonuçlar nasıl huzuru ve sükunu bozmayacak biçimde yönlendirilebilir sorusuna bir cevap verecek olsam kesinlikle usuli adalete değinirdim. Walker’ın temele aldığı ilk şey; yetkililerin söylediklerine ve uygulanmasını önerdiklerine taraflarca riayetin tesisinin ne kadar mühim olduğu çünkü size bakan fakat sizi görmeyen insanlara müdahale edemez, yardımcı olamaz ve sesinizi duyuramazsınız, orada olduğunuzu bilirler fakat sizi umursamazlar. Hal böyle iken adalet tesisi; uyuşmazlık çözümü imkansız olacaktır. Dolayısıyla bu teorinin uygulanmasıyla birlikte yetkililere ve çözüm önerilerine itimat eden insanlar arasında iş birliği artacak, sorunlar azalacak ve olası bir problemde başvurulacak yetkilinin; her iki tarafı da mağdur etmeyecek biçimde uyuşmazlığı ortadan kaldırabileceğine dair bir güven duyulacaktır. Usuli adaletin tesisinde sayılan onlarca unsur bulunmaktadır ve fakat içlerinde adaleti tesise gerçekten fayda sağlayacağına inandığım katılım, yetkililerin güvenilirliği ve tarafsızlığı, onurlu ve saygılı muamele hakkında gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Mahkemeler yargıda aklımıza ilk gelen yargı mercii olarak düşünülmesine rağmen evvelinde uyuşmazlığın çözümüne dair farklı adımlar atılabiliyor (arabuluculuk vb.) ve bu adımlarda dahi insanların görüşmeye katılma, karşılıklı konuşma ve objektif bir yönlendirme dahlinde sorunu çözmeye yönelik samimi bir girişimleri oluyor. Walker’ın insanları ve insanların adalet tesisinde yetkili merciden beklentilerini dağıtıcı adalet görüşündekilerden daha sağlıklı analiz ettiğini söyleyebilirim. Kişi, nerede, hangi tarafta ve hangi sebeple olursa olsun, yaşadığı sorun için başvurduğu yetkiliden kendisini objektif biçimde dinlemesini, anlamak için çaba sarf etmesini, kendisine saygı duymasını ve hatta olumsuz bir eylemde bulunmuş olsa da kendisini “aşağılamamasını” bekliyor. Hakkında kesin deliller ve emareler bulunsa dahi anlaşılmak için, neticeyi değiştirmeyecek bile olsa kendini ifade etmek istiyor. Bütün bunlardan önce ise yetkilinin tarafsızlığını, kuliste sorunun diğer muhatabı ile bir “hoşsohbette” bulunmadığını bilmek, buna inanmak istiyor. Dolayısıyla adaletin tesisi ve sorunların çözümünde usuli adalete başvurulmadığında, bu koşullar sağlanmadığında adalete ve çözüme riayet mümkün olmaktan çıkıyor. Usuli adaletin nesafetten yetkili mercinin ve işleyişinin tesisinde çok daha etkili olacağını anlamak zor olmasa gerek. Nesafet; ancak uyuşmazlık için başvurulacak yer, yetkili ve usul mevcut olduğunda gündeme gelebilir. Herkesin katkısı oranında pay alacağı bir adalet dağıtımı olarak, başlı başına insanların ya inanacağı ya da nefret edeceği bir adalet anlayışını temsil eder çünkü insanlar arası ilişkilerde en’lerin tespiti yapılabilir olsa da yapılan tespite itimat beklenildiği gibi olmayacaktır. Nihayetinde, usuli adaletle yetkili merci ve kişiye itimat tesis edildikten sonra; yetkiliye duyulan itimat ile dağıtıcı adalet uygulamasına başvurulabilir. Aslında ayrı başlıklar altında ele alınan bu analizlerin “Onarıcı Adalet” çatısı altında buluştuğu benim bakış açımla ortadadır. Çünkü hiçbiri tek başına yeterince uygulanabilir olmamaktadır. Bir mahkemede, bir yargılamada, bir uyuşmazlık çözümünde usulü bulunmayan değerlendirmeler itimadı azaltır, hakkı olana hakkının teslim edilmemesi itimadı azaltır, mağdurun mağduriyetinin giderilmemesi itimadı azaltır ve hukuku uygulanabilir bir disiplin olmaktan çıkarır(…)
    -Eleştirecek pek şey bulamadım bu hafta ne yazık ki hemen hepsinde(metinlerin) az çok katıldığım şeyler vardı, metinleri tekrara düşmemek adına genel bir değerlendirme ile yetindim, bundan(eleştirememek) pek hoşnut olduğum söylenemez hocam, saygılar… 🙂

  14. Onarıcı adalet, geleneksel cezalandırıcı adalet sisteminin tıkandığı ve eksik kaldığı noktalarda karşımıza çıkmıştır. geleneksel cezalandırıcı adalet sisteminde failin cezalandırılma amacı ihlal edilen normun bir yaptırımı olmakla beraber failinde işlediği suçtan caymasını sağlamaktır. bu yüzdendir ki ağır yani toplumda daha fazla yadırganan ve öfke uyandıran suçların cezaları daha fazladır. ancak cezalandırıcı adalet sisteminde gözden kaçırılan ilk nokta mağdura pasif bir rol verilmesidir,sonuçta zarar gören kayba uğrayan başta devlet değil mağdurun kendisidir. devlet her zaman mağdur da olmayabilir bazen suçun faili de olabilmektedir. o nedenle toplumu merkeze koymak gereklidir. kimi zaman söz hakkı bile verilmeyen mağdur saf dışı bırakılmıştır. Ayrıca faile verilen hapis cezası ve yaptırımlar çoğu zaman pişmanlıktan çok, kin ve öç alma duygusunu açığa çıkartıyor. Gerek hapishane koşulları gerekse sürekli diğer suçlular ile bir arada olmak başka başka suçlara yol açabilmektedir. tüm bu eksiklerin karşısında ortaya çıkan onarıcı adalet sisteminin ilk amacı mağdurun zararını ve yaralarını onarmak ona aktif bir rol sağlamaktır. Bunun yanında faile de söz hakkı tanıyarak kendisini anlatma fırsatı sunmakta ve suçu inkar etmek yerine onaylaması hem mağdur hem de fail açısından rahatlatan bi durumdur. bu uzlaşma diyalog süreci her suç için uygulanmayabilir sonuçta mağdur ve failin bir arada bulunması kolay bir şey değildir arada gerilimin oluşması başka suçlara ve de zararlara yol açabilir. Bu nedenle gönüllük esası gerçekten önemlidir. Onarıcı adalet sistemi ile cezalandırıcı adalet sisteminin karma olarak uygulanması düşüncesindeyim. Hem toplumdaki kin ve öfkenin azalmasını hem de failin işlemiş olduğu suçtan dolayı pişmanlığının ortaya çıkmasını sağlamaya yönelik bir sistem olduğunu ve suç oranlarında en azından bir düşüş olabileceğini düşünüyorum. Çünkü özgürlükten mahrum bırakmak her ne kadar ağır bir ceza olsa da buna mahkum edilen her failin çıktığında bir daha suç
    işleme fikrini düşünmeyeceği ve caydırılabildiğini düşünmüyorum. suç ve suçlu olgusunun tamamen ortadan kalkması tabi ki mümkün değildir ancak bu tür sistemlerle Suç ile aslında ortaya çıkan en büyük sorun olan toplumun kopan ilişkileri ve zarar gören değerlerini onarmak temel amaç olmalıdır.

  15. Onarıcı adalet kişinin cezalandırılmasındansa topluma kazandırılmasını hedefleyen adalet sistemidir. Mevcut kurumlarda aktif şekilde uygulanan onarıcı adalet sistemi mağduru yargılamanın merkezine koymakta bunu yaparken de failin hatasından ders çıkararak suçlu psikolojisinden uzaklaşmasını amaçlamaktadır. Onarıcı adalet cezalandırıcı adaletin katı sistemini yıkmış kişilerin hınç , intikam gibi duygularla suçun devam ettirilmesini toplum içi öfkeyi köreltmiştir. Kişiler belli bazı suçlara maruz kaldıktan sonra karşıdaki kişinin cezalandırılması mağdur için tatmin edici olmayabilir bunun yanında failin mağdurun , yakınlarının hissettiklerini anlaması aynı zamanda bu suçu tekrar işlememesinin bir garantisi gibidir. Bunun için onarıcı adalet sisteminde hapis sistemindense kişinin hatalarından ders çıkartıp suçunu kabullenmesi hedeflenir . Suçun işlendiği kişi devlet değil mağdurdur bu yüzden yargılamada aktif olan kişi de mağdur olmalıdır. Yargılama esnasında mağdura da faile de yer verilmesi kendi aralarında konuşup anlaşabilmeleri onarıcı adaletin sağladığı faydalardandır. Bu sistem sayesinde kişiler hatalarının tam olarak farkına varmış bulunurlar.

  16. Adalet toplumun temel ögelerindendir. Toplumdaki düzen çarkının durmaksızın işleyebilmesi için adalet sistemleri ortaya çıkmıştır. Bu adalet sistemleri farklı yaklaşımlar benimsemektedir. Onarıcı adalet anlayışı ve cezalandırıcı adalet anlayışı bu yaklaşımlardan 2 tanesidir. Onarıcı adalette suç devlete karşı değil mağdura karşı işlenmiş sayılır. Önemli olan mağdurdur. Onarıcı adalet daha insancıl bir yaklaşım benimsemektedir. Onarıcı adalette ceza kavramı toplum ilişkilerini aksatan bir husustur. Cezalandırıcı adalette ise suç devlete karşı işlenmektedir. Suçluları cezalandırarak adaletin sağlanacağına inanır. Cezanın varlığı kişilerin suç işlemesini önler.
    Basit anlamda baktığımızda bir suç işlendiğinde ilk etapta bu suç bir kişiye karşı işlenmektedir. Birinin marketinin soyulmasında marketi soyulan mağdur bu suçtan dolayı en çok zarar görendir. Kamu düzeninin tehdit edilmesi ve kamu düzeninin bozulmasından kaynaklı olarak bu suç aynı zamanda devlete karşı da işlenmiştir. Ancak bana göre öncelikli olan kısım bu suça maruz kalan ve bu suçtan dolayı en çok zarara uğrayan mağdurun kendisidir. Dolayısıyla bu konuda onarıcı adaletin daha doğru olduğu görüşündeyim. Bireylerin mağduriyetleri devletin mağduriyetinden suça birebir tanık olmaları sebebiyle daha fazladır ve daha önceliklidir. Verdiğim örnekte soyulan market sahibinin mağduriyetinin giderilmesi ve bu kapsamda örneğin o sokaktaki bekçileri veya kolluk kuvvetlerini arttırmak veya suçluyu yakalamak ve market sahibinin zararının tazmin ettirmek veya market sahibine soygunlara karşı eğitim vermek, marketini korumasını sağlayacak önlemleri göster vs gibi uygulamalar ileriki zamanlarda market sahibinin tekrardan mağdur olmasının önüne geçebilir ve böylelikle mağdur ikinci kez mağdur durumuna düşmekten korunmuş olur.
    Cezalandırıcı adalet sisteminde cezanın kişileri caydıracağı düşüncesi vardır. Gerçekten de günümüz hukuk sistemlerinde cezalar bireyleri suç işlemekten alıkoymaktadır. Kişi bu fiili işlersem başıma bunlar gelir düşüncesiyle suç işlemekten çoğu zaman vazgeçer. Özellikle örneğin uzun süreli hapis cezalarını gerektiren suçları işlemekten uzak durur. Cezanın ağırlığı arttıkça caydırıcılığının arttığı da bir gerçektir. Ancak bana göre bu ağır cezalar her zaman ve her suç için uygulanmamalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s